Yazı Hakkında

Başlık:İki Yöntem, İki Yol…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Haziran 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

A. TANER KIŞLALI

İki Yöntem, İki Yol…

Ben “Solcular, istila edin!” diye yazdığımda, bazı çevrelerden tepkiler gelmişti:

– Biz solda birleşmeyi kolaylaştırmak ve giderek çirkinleşen bir oyuna son vermek için, kitleleri katılıma çağırıyorduk. “Partilere üye olun ve yanlışlığı içerden düzeltin” diyorduk… Sizin önerdiğiniz yöntem, bizi güç durumda bıraktı!

Aslında doğal olanı elbette ki onların yöntemiydi. Ama bir yandan yasalar, sol tabandaki bazı kesimlerin partilere üye olmasını engelliyordu.. Bir yandan da, o partilerin demokratik olmaktan uzak yapıları…

‘İktidar’daki sol partiye -aralarında birleşerek- üye olmak isteyen 150 kadar Ankaralının başvurusunun, aylarca nasıl “savsaklandığını” ilk ağızdan dinleyenlerdenim. Ve öte yandan, daha inşaat halindeki bir binada nasıl 50 kadar üye oturuyor görüldüğü de bilinmeyen bir şey mi?

Partiler kitleler için vardır, kitleler partiler için değil!

Partiler, kitlelerdeki eğilimleri yansıtmak, kitlelerin sorunlarına çözüm getirmek amacıyla kurulurlar. Kitlelerin amaçlarını gerçekleştirmek için kendilerinin ‘araç’ olduklarını unutan partilerde ‘yozlaşma’ ileri boyutlara varmış demektir..

Eğer laikliği ve demokrasiyi içlerine sindirememiş olan güçler, devleti ele geçirme yolunda ciddi adımlar atmışken ve kendi toplumsal tabanları gelecek için ciddi endişeler içindeyken… bazı siyasal partileri yönetenler, kitleleri hala kendilerini bir yerlere ulaştıracak ‘araç’lar olarak görüyorlarsa ya da görebiliyorlarsa; o bozukluğu içeriden düzeltebilme umudunu koruyabilmek fazla saflık olmaz mı?

İki eski siyaset arkadaşım, Sayın Hüseyin Doğan ve Sayın Lütfü Şahin, Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi’nden birbiri ardından istifa ettiler. İstifa gerekçeleri ise aynıydı.

Yüzde 4.62’lik oy oranını, CHP’nin eski milletvekilleri olarak, ülkeye cumhuriyeti ve demokrasiyi getirmiş bir partiye… Atatürk’ün kurmuş olduğu bir partiye yaraştıramıyorlardı. Daha da önemlisi, partiyi yönetenleri “solda ayrılığın ıstırabını ortadan kaldıracak etkili bir girişim” içinde de göremiyorlardı..

Solun bugünkü yapılarla yoluna devam edemeyeceği belli.. Görünen seçenekler ise, şimdilik ikidir: Ya CHP-DSP birleşmesi olacak, ya da CHP-SHP… Bir üçüncü seçenek “şu anda” gündemde değil.

Sayın Ecevit, SHP ile köprüleri atmıştır. SHP’nin sağlıksız yapısını ve yıpranmışlığını devralmak istememektedir… Ama bir CHP-DSP bütünleşmesi durumunda kapılar herhalde SHP’nin “yıpranmamış ve sağlıklı” kesimlerine de açılacaktır.

Sayın Aydın Güven Gürkan’ın da içinde bulunduğu bir grubun gönlünde ise, “Ecevit’i kendi yolunda rahat bırakan” gibisinden bir çözüm yattığı anlaşılıyor.

Hem Ecevit’in kendisi “sol” un bir kesimini dışladığı için.. Hem de, solun o kesimi Ecevit’in şimdiki “ideolojik çizgisi”ni benimsemediği için…

Birleşmenin kilidi CHP’dir!

Atatürk’ün kurduğu partinin adı ve bayrağı hangi tarafa gidecek?

CHP -Ecevit’in eylülde yapacağı söylenilen- çağrıya uyarak DSP’ye katılma kararı alırsa, Gürkan’ın kafasındaki model büyük ölçüde suya düşer üstelik SHP de küçülür…

CHP’de çoğunluk eğiliminin bu yönde olduğu anlaşılıyor. Ama yönetimde bu formülü kendi açılarından “olumsuz” değerlendirenler var. O nedenle de, ikinci seçenek bazılarının düşündüğü kadar zayıf bir seçenek değil!

★★★

Herkes gerçekçi olmalıdır.

Sol ilk aşamada “tek çatı” altında toplanamaz! Önemli olan, o iki çatıdan hiç değilse birisinin “sağlıklı” bir yapıya kavuşturulmasıdır. Gerçekçi olunmalıdır ki, enerji ve zaman boş yere harcanmasın! Ve de yeni düş kırıklıkları doğmasın!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: