Yazı Hakkında

Başlık:Türkiye Farklı  mı?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:30 Mayıs 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Türkiye Farklı mı?

Dört ülke, dört sonuç.

İtalya’yı solcular yönetiyor. İngiltere’de sol, tarihsel bir fark yaparak iktidara döndü. Fransız seçimlerinin ilk turu, solun zaferi ile sonuçlandı. İran’ın “kendi solu” da, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 70’e varan bir oy
oranına ulaştı.

Türkiye’de ise sol can çekiştiği için, demokrasi de can çekişiyor.

Türkiye çok mu farklı?

★★★

İtalya’da sol, “ittifak” yaptı; iktidar oldu. İngiltere’de sol, değişen koşulların gereğini yerine getirdi ve “ortadaki seçmen”in beklentilerini karşıladı; büyük oy farkı ile iktidara döndü.

Fransa’da “iki turlu” seçim sistemi, zaten ikinci turda “ittifak” yapmayı zorunlu kılıyor. Bizdeki RP gibi, kimsenin ittifak yapmak istemediği partiler, ikinci turda tüm şanslarını yitiriyorlar.

Faşist Le Pen’in partisi ilk turda yüzde 15 oy aldı. Ama ikinci turda belki de hiç milletvekili çıkaramayacak!

Lionel Jospin’ın Sosyalist Partisi, ilk turun gerçek galibi olmasını acaba neye borçlu? Sağın “moda” değerlerini paylaşmaktan uzaklaşıp, yeniden “sol” olmasına!..

Jospin -bizim numaracı cumhuriyetçilerimizin gözünde- dinozorlaşarak büyüdü ve partisini de büyüttü. Solun geleneksel değerlerine döndü. Halkın karşısına şu temelleri içeren bir programla çıktı:

– İşsizliği azaltmak, ekonomiyi büyütmek ve gelir dağılımını düzeltmek.

– Haftalık toplam çalışma saatini 39’dan 35’e indirmek.

– Yarısı kamu kesiminde olmak üzere 700 bin yeni iş yaratmak.

– Özelleştirmeyi durdurmak ve özelleştirilmiş bazı işletmeleri yeniden kamulaştırmak.

– Küçük ve orta boy işletmelere destek olmak.

Fransız seçmeni -bizim yeni mandacılarımızın tüylerini diken diken edecek- böyle bir programa acaba niçin destek verdi?

Sağcı iktidarlar eliyle uygulanan “serbest piyasa ekonomisi”nin sonuçlarını gördüğü için: Daha çok işsizlik, daha çok sosyal adaletsizlik, daha çok toplumsal huzursuzluk…

★★★

İran’da yönetimin adayından iki misli daha fazla oy almış olan Hatemi, ne laiklik yanlısı ne de liberal… Zaten öyle olsaydı, adaylığı için mollalar rejiminden izin alamazdı.

Ama İran rejiminin sınırlan içinde “sol”daki aday o idi.

Diğer adaylardan daha ılımlıydı, daha dışa ve dolayısıyla çağa dönüktü… Özellikle kadınlar ve gençler, biraz olsun nefes alabilme umudunu onda gördüler. Oy patlaması öyle gerçekleşti.

Bizim RP’nin bazı ünlü isimleri, Rafsancani yönetimini bile gevşek buluyor, açıkça Humeyni modelini Türkiye’ye getirmekten söz ediyorlardı. Şimdi Rafsancani yönetimine olan tepkilerin üzerinde yükselen bir Hatemi olayına acaba ne diyecekler?

“İran halkının İslama ihaneti” mi?

★★★

Dört ülke, dört model… Dördünde de gerçekçilik ve birleşme, sola iktidar yolunu açmış.

İtalya’da solu gereksinme birleştirmiş, İngiltere’de iki partili sistem, Fransa’da iki türlü sistem birleştirmiş… İran’da ise çağa ve insan doğasına aykırı olan baskılar.

Türkiye’de sol, halkın karşısına ne gerçekçi bir “ortak program”la çıkıyor ne de birleşiyor.. Bugünün gerçek sorumlusu olan ılımlı sağ partiler çökmüş, iflas etmiş. Laik cumhuriyeti onların koruyamayacağı belli olmuş. Sivil toplum örgütleri ortak bir paydada birleşmişler. Toplumsal uyanış, sol partileri çok aşmış.

10 Kasım’da Anıtkabir’i bir milyon kişi ziyaret etmiş. 19 Mayıs’ta Hipodrom’da 500 bin genç karanlığa hayır demiş.

Ve sola tarihsel bir fırsat doğmuş.

ANAP ve DYP oylarının önemli bir kesimini de kendisine çekebilme fırsatı… Bir oy patlaması ile “gümbür gümbür” gelip karanlık bulutları dağıtma fırsatı.

Ama ortada ne “ortak program” var, ne de birleşme umudu…

★★★

Nâzım Hikmet, Mehmet Akif’ten söz ederken şöyle diyor:

“Akif inanmış adam, Akif büyük adam!”

Ve bu sözden yola çıkan Zülfü Livaneli ekliyor:

“Laik rejimi savunan her aklı başında kişi, inananlara saygı duyar ve inancı bir iç zenginliği olarak görür. Laiklik ilkesinin temeli, inancın kişisel boyutunu öne çıkarmak ve toplum yaşamındaki inanç baskılarını engellemektir.”

Dine ve inanca böyle yaklaşan.. insancıl ve çoğulcu bir ulusallık ve ulusçuluk anlayışını, emperyalizm karşıtı
vazgeçilmez bir öğe sayan.. sosyal adalet, işsizlik ve ekonomik büyüme sorunlarına öncelik tanımış gerçekçi
bir programla toplumun karşısına çıkan.. tutarlı, ama demokratik bir yapıya sahip bir sol parti, Türkiye’de de
çok şeyi değiştirebilir.

Ama bunun için önce kendini değiştirmesi gerekir!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın