Yazı Hakkında

Başlık:Bu Bahar Sürer mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.5)
Tarih:08 Aralık 1991, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bu Bahar Sürer mi?

Bir bayram havası içinde geçen seçim kampanyası. Demokrasinin bir hoşgörü ve uzlaşma rejimi olduğunu anlamış görünen siyaset adamları.

“Madem ki çoğunluğum var, istediğim her şeyi yaparım” anlayışından, kendisine oy vermemiş olanları da hesaba katmak gerektiği noktasına varan bir Demirel. Etkili muhalefet ile sert muhalefetin aynı şey olmadığı bilincinde görünen bir Mesut Yılmaz.

Partisinin inandığı değerlerin önemli bir kısmını iktidarın büyük ortağına kabul ettirmiş olmaktan mutlu, “yardımcı”lık konumundan komplekse kapılmayan bir Erdal İnönü. Devlet adamı niteliklerini hoşgörü ile birleştirdiği ölçüde saygınlığı artan bir Ecevit. Gerçek boyutları hiç de abartıldığı gibi olmadığı anlaşılan bir sağ ittifak.

Anayasal sınırları içine çekildiği ölçüde tartışma konusu olmaktan, şimşekleri çekmekten uzaklaşan bir Özal.

Halk iyimser. Aydınlar ve gençler iyimser. Yabancı gözlemciler iyimser.

Bu bahar ne kadar sürer?

Bu bahar havası, işler iyi gittiği ölçüde sürer.

Başarılar geciktikçe, azalan günler sabır ve hoşgörüyü de azaltır. Hükümete kafalarındaki birikimle değil, örneğin cüzdanlarındaki birikimle girdikleri izlenimini verenlerin üzerinde durmayanlar, birden bunu hatırlayıverirler. Trabzonspor-Beşiktaş maçından sonra taş değil de gül atıldığını, tribünlere kol gösterilmeyip el sallandığını yazan raporlar birden önem kazanıverir. Trabzonspor başkanının kim olduğu birden akla gelir.

“Yeni” Demirel’i alkışlayan kalemler, bir de bakarsınız eski defterleri karıştırmaya başlarlar.

Bazı bakanların fazla düşünme ve inceleme gereği duymadan
verdikleri demeçlerin üzerinde durmayanlar, birden bunu bakanlık koltuğuna çok küçük geldikleri biçiminde yorumlama eğilimine girerler.

Halkta homurtular arttıkça, basında kalemler sivrileşir. Hükümet ortakları, başarısızlığın suçunu birbirlerinde arama yolunu seçerler. Parti gruplarında “nöbet değişimi” heveslileri
sabırsızlanırlar. Başbakan ile yardımcısı arasındaki soğukluk dikkatlerden kaçmaz hale gelir.

Bir de bakarsınız ki, Mesut Yılmaz -bir zamanlar çok
yakındığı- “muhalefet üslubu”nu benimseyivermiş. Bir de bakarsınız ki, Özal gene o “eski” Özal.

★★★

Bu bir kısır döngü mü? Kaçınılması olanaksız bir yazgı mı?
Elbette ki değil!

Ama bu bir güçlü olasılıktır. Unutulmaması, adımların ona göre atılması gereken bir olasılıktır.

Türkiye’de belirli bir demokrasi kültürünün oluştuğu açık.
Geçmişten dersler çıkaran halkın, belirli bir siyasal olgunluğa kavuştuğunu herkes görüyor. Siyasal seçkinlerin, demokrasinin vazgeçilmez ilkeleri konusunda çok daha bilinçli oldukları ortada.

Ama bunlar, koşullar çok ağırlaşsa da, duygusal tepkilerin ön plana çıkmayacağı güvencesini vermez.

Demokratik gelenekleri yüzyılın ötesine taşan toplumlar bile, bunalım dönemlerinde beklenmedik tepkiler verebiliyorlar.

★★★

Türker Alkan geçenlerde, muhalefette kalmanın Demirel’i eğittiğini yazıyordu

Bence asıl eğitici olan, uzun sürmeyen aralıklarla iktidarda ve muhalefette bulunmaktır. Uzun iktidar dönemleri kadar, uzun muhalefet dönemleri de hoşgörüsüzlüğü, katılaşmayı getirir.

Muhalefet, bir süre sonra iktidar olacağını bildiği oranda ölçülü olmak gereğini duyar. Hem eleştirirken hem de vaatlerde bulunurken…

İktidar da bunun geçici olduğunu hatırladığı ölçüde, elindeki olanakları tek yanlı kullanmaktan kaçınır. Örneğin TRT’yi
“sahibinin sesi” yapmaktan, seçim yasasını “kendi bedenine göre” oluşturmaktan, yolsuzlukları örtbas etmekten kaçınır.

Ben iyimserim. Bu baharı sürdürmek, herhalde geçmişte olduğundan daha kolay!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın