Yazı Hakkında

Başlık:Gençliğe Umut ve Sorumluluk Vermek!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:02 Ocak 2000, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Gençliğe Umut ve Sorumluluk Vermek!..

Mendes-France, Fransa başbakanıyken, 1954 yılında şöyle demişti:
“Rejimin yönü ile gençliğin eğilimleri arasında bir ayrılma olduğu andan itibaren, felaket yakın demektir. Totalitarizm, az ya da çok uzun sürede tehlike oluşturmaya başlar. Eğer cumhuriyet, gençliğin umut ve tutkularını toplayıp yön veremezse, onlara katkıda bulunamazsa, önüne geçilmez bir baskı altında hızla yıkılacaktır.”

Batılı demokrasiler, özellikle 1968 sonrasında, gençleri sisteme katarak yollarında yürüdüler. Sistem içinde kendilerine -hem bugün hem de yarın- bir yer olduğunu gençlere göstermeyi başardılar.

Oysa Türkiye, özellikle 12 Eylül döneminde, gençlik konusunda da, yanlış bir tanımdan hareketle yanlış adımlar attı.

Şimdi çağdaş bir demokrasiye ulaşmak için atılacak yeni adımlar gündemde. Ama hâlâ, partilerin gençlik kolu oluşturmalarına kuşkuyla bakanlar var.

Hâlâ, gençliğin ilkokuldan başlayarak demokrasiye alışması, liseden başlayarak sesini duyurması, üniversiteden başlayarak yönetime ortak olması gereğini kavrayamayanlar var.

Bugün “Nasıl bir eğitim sistemi, nasıl bir üniversite” sorusu tartışılıyor. Ama eğitimin temel ereği olan gencin, o sistem içindeki yerini düşünen çok az.

★★★

Biz demokrasiyi, hem de Demokrat Parti’nin baskıcı yıllarında, Kabataş Lisesi’nde yaşayarak öğrendik.

Okulun hoparlörlerinden seçim konuşmaları yaptık. Temsilcilerimizi, başkanımızı seçtik. Müdürümüz rahmetli Faik Dranaz ile öğrenci meclisinde uygarca tartıştık. Aldığımız en aykırı kararları bile uyguladı.

Rejimin baskılarının iyice arttığı dönemde bile, bu demokratik ortamı Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde de bulduk. Gene seçim kampanyaları yapıldı. Gene her sınıf, kendi temsilcilerini “kapalı oy, açık tasnif” yöntemiyle seçti.

Aslında o kadar yakınlara gelmeye de gerek yok.

1992 Türkiyesi’nin eğitim kurumlarının büyük çoğunluğunda bulunmayan demokratik bir ortam, yarım yüzyıl önceki Köy Enstitülerinde -hem de “tek parti” döneminde- vardı.

Her cumartesi öğleden sonra toplanan Köy Enstitüsü genel kurulunda öğrenciler, öğreticiler ve yöneticiler, sorunları özgürce tartışırlardı. Üstelik müdürün değil, ‘bir öğrencinin yönettiği’ toplantılarda…

Demokrasi bir yaşam biçimidir. Yaşanmadan öğrenilemez! Demokrasinin temeli olan hoşgörü ve uzlaşma alışkanlığı, ancak yaşanarak, hatalar yapılarak, zamanla oluşur.

Demokrasi isteyen, demokrasiyi aileye de, okula da sokmak zorundadır.

Ailede baskı gören, okulda söz hakkı verilmeyen genç, milletvekili seçildiğinde hoşgörülü olabilir mi? O yetişme koşullarını hazırlayanların, o milletvekilinin, farklı düşünce sahibini kürsüden indirmek istemesini eleştirmeye hakkı kalır mı?

★★★

Gençlerin enerjileri var. Gelecek endişeleri var. İlgileri, bilgileri var.

Ama sorumlulukları yok.

İçinde asıl gençlerin yaşayacakları geleceğin toplumu ile ilgili kararlar, o gelecekte yaşamayacak olanlar tarafından çok kez gençlerin görüşü bile alınmadan veriliyor.

Toplum hızla değişiyor. Ama enerjileri ve en yeni bilgileri öğrenmeleri nedeniyle, yeni koşullara, değişmeye en kolay uyum sağlayacak olanlar, her türlü karar ve hatta uygulama süreçlerinin dışındalar…

Gençlik sesini yükselttiğinde değil, asıl sustuğu, pıstığı zaman endişelenmek gerekir. Ülkenin geleceği için!

(Cumhuriyet, 26 Nisan 1992)

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: