Yazı Hakkında

Başlık:Bu Dünyadan Nâzım Geçti
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.14)
Tarih:26 Ocak 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bu Dünyadan Nâzım Geçti

Ölümünün birinci yıldönümüydü.
Le Monde gazetesinin sanat sayfalarında gözüme haber ilişmişti: Nâzım Hikmet’i Anma Gecesi”.

Genç bir öğrenciydim Paris’te. Türklüğümle gurur duyarak yetişmiştim. Ama Fransa’daki ilk aylarım, bende büyük bir düş kırıklığı yaratmıştı.

Fransa’da eski kuşaklar sadece Atatürk’ü tanıyorlardı. Gençler içinse Türkiye hiçbir şey çağrıştırmıyordu.

Nâzım bizler için “vatan haini bir komünist” idi. Ama bizleri hiç önemsemeyen bir toplumda, bir Türk ozanı için anma gecesi düzenleniyordu…

Bir grup Türk genci, o gece Salle Playel’in yolunu tuttuk. Ilımlı solcusundan en katı sağcısına kadar tam bir yelpazeydik.

Çoğumuz Salle Playel’i bilmiyordu. Ufak bir salon sanıyorduk. Nâzım’ın eski dostlarından oluşan bir avuç kişinin düzenlediği bir gece olmalıydı.

Paris’in üç bin kişilik ünlü salonu tıklım tıklım doluydu. Afrikalı zencisinden, çekik gözlü Asyalılara; sarışın İskandinavyalısından, Latin Amerikalılara kadar.

Kendimize güç yer bulduk. Daha sonra gelenler, sokaklara kadar taştılar.

Ünlü ozanlar, yazarlar, sanatçılar birbiri peşi sıra sahnedeydiler. “Büyük Türk ozanı Nâzım Hikmet” sözünü çok sık duyuyorduk. Ve her defasında salon alkışlarla inliyordu.

Yaşayan en büyük Fransız ozanı Aragon, “Nâzım sadece Türklerin değil tüm insanlığındır, hepimizindir” diyordu.

Coşkuyu daha iyi görebilmek için başımı arkaya çevirdim. İçimizde en sağcı olan arkadaşımız hüngür hüngür ağlıyordu… Hepimizin gözleri yaşlıydı…

★★★

Aynı günlerde bir eski dostumdan dinlemiştim.
Olay, Alliance Française’de öğrenci olduğu yıllarda geçmiş.
Elindeki Türkçe gazeteye bir süre merakla bakan bir Alman öğrenci, sonunda dayanamayıp sormuş:
Çok affedersiniz, bu gazete acaba hangi dilden?
Türkçe…
Genç Alman, geniş bir gülümseme ile arkadaşımın
elini sıktıktan sonra şöyle demiş:
– Ne mutlu size! Nâzım’ı kendi dilinden, şiirlerini yazdığı dilden okuyabiliyorsunuz..

Utanmış arkadaşım.. “Nâzım ve yapıtları Türkiye’de yasaktır” diyememiş..

★★★

Aradan çok uzun yıllar geçti.

Nâzım doğalı 90 yıl olmuş. Öleli yakında 30 yıl olacak.
Acaba bir arkadaşımı ağlatan, bir dostumu utandıran koşullar ne ölçüde değişti?

Afişleri bile hazırlatılmış bir “Ferhat ile Şirin” balesinden,
-metin yazarı olarak Nâzım Hikmet’in ismi var diye- vazgeçileli kaç yıl oldu?

Yıllar sonra Nâzım’ın ismini çıkararak aynı baleyi oynatmak “çağdaşlığını” ve de kurnazlığını gösterenler şimdi neredeler?

Nâzım isminin geçtiği her yere, kırmızı görmüş boğalar gibi saldıranların -eskiden olduğu gibi- bugün de Sayın Demirel’in saflarında olmaları acaba bir rastlantı mı?

Nâzım’ın, resmi gezi sırasında Moskova’da ziyaret ettiğim mezarının -kendi vasiyetine de uyarak- Türkiye’ye getirilmesi için acaba 100. doğum yılı mı, yoksa 100. ölüm yılı mı bekleniyor?

Nâzım’ın halk kitaplıklarına ve ders kitaplarına girebilmesi için acaba ABD’deki okullarda da okutulması mı gerekiyor?

…Yazımın başındaki izlenimlerimi o zaman YÖN’e yazmıştım. Beni tanıyan tanınmış bir siyaset adamı, “Yazık etti kendine, Türkiye’ye gelince iş bulamaz” demiş.

Ben bir şey yitirdiğimi sanmıyorum. Ama o düşünce sahipleri, Türkiye’ye çok şey kaybettirdiler..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: