Yazı Hakkında

Başlık:Gorbaçov ile Özal Çok Benziyor!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.5)
Tarih:29.12.1991, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Gorbaçov ile Özal Çok Benziyor!..

Olay ünlüdür. İngiliz kraliyet sarayının koruma birliğine
genç bir subay atanır. İlk nöbetinde, büyük bir hevesle saraydaki
tüm nöbet yerlerini tek tek dolaşıp, denetlemeye
başlar. Bir de bakar ki bahçenin çok ilgisiz bir yerinde bir
nöbetçi bekliyor. Sağa sola bakar, o nöbetçinin neyi beklediğini
anlayamaz. Sorar:
— Sen burada neyi bekliyorsun?
— Bilmiyorum komutanım!
Ertesi gün büyük bir merakla aynı soruyu diğer subaylara
yöneltir. Onlar da bilmemektedirler.
Geriye giderek sarayın nöbet defterlerini incelemeye
başlar. Ve sonunda aradığını bulur. Yıllar önce, saray bahçesinin
o noktasında, ender rastlanır bir gül vardır. Birilerinin
koparmasını engellemek isteyen kraliçe de başına
bir nöbetçi dikilmesini emretmiştir:
Aradan çok uzun yıllar geçmiştir. Ne o kraliçe artık hayattadır
ne de o gül. Ama hâlâ orada bir nöbetçi beklemektedir.
Çünkü orada bir nöbetçinin beklemesi kimseyi
rahatsız etmemektedir.

★★★

Devrim, bir anlamda egemenliğin el değiştirmesidir.
Egemen gücün ya da güçlerin değişmesidir. Ve elbette,
o güçlerin ürünü olan kurumların değişmesidir.
Krallık, topraksoyluların egemenliğine dayalı bir toplumsal
yapıyı yansıtıyordu. Topraksoyluların egemenliği tarihe
karışalı yüzyıllar oldu; ama İngiltere’de, İsveç’te, Norveç’te,
Danimarka’da, Hollanda’da, Belçika’da, İspanya’da hâlâ krallıklar var.
Taçlarını, saraylarını, koruyucularını, hizmetçilerini koruyan,
ama devleti yönetmeyen krallar.
Saygınlıkları olan, ama yetkileri olmayan krallar.
Yerlerini koruyabiliyorlar, çünkü kimseyi rahatsız etmiyorlar.
Toplumda yükselen güçlere engel olmuyorlar.
Yetkileri yok, ama işlevleri var. Bugün, geçmişe özlem
duyanları rahatlatıyorlar. Geçmişte de bir dönemden başka
bir döneme geçilirken, geçişin az sancılı olmasına katkıda
bulunmuşlardı. Geçmişle bugün arasına simgesel
bir köprü kurmuşlardı. İsteyerek ya da istemeyerek…

★★★

Toplumlar, olmayan çiçeğe bekçilik yapanlara itiraz etmezler,
eğer o bekçi kendilerini rahatsız etmiyorsa…
Özal’ın Çankaya’ya çıkışını rejim açısından sakıncalı bulanlar
arasında, bu satırların yazarı da vardı. Çünkü onu
seçen Meclis çoğunluğu, aslında toplumdaki bir azınlığı
temsil ediyordu.
Sayın Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesi, güçler dengesi
açısından yanlış olduğu gibi demokrasinin temel ilkelerine
de tersti. Hele orada, bir partinin genel başkanı havasını
koruması, bu sakıncaları daha da arttırıyordu. Hükümetin,
kendine ait bazı yetkileri ona devretmiş gibi görünmesi
ise sorunu ciddi bir siyasal bunalıma dönüştürüyordu.
Seçimler, bu bunalımdan akılcı çıkış yolunu açtı. Eğer
sağduyu ile davranılırsa Özal’ın da, DYP-SHP hükümetinin
de ülkenin ve demokrasinin de yararına bir çıkış yolunu…

★★★

Ben, Gorbaçov ile Özal arasında ilginç benzerlikler görüyorum.
İkisi de ülkelerinin tarihindeki önemli bir geçiş dönemine
imzalarını attılar. İkisinin de beğenenleri içte az, ama
dışta çok.
İkisinin de yeni iktidarlarla uyum içinde olmak ve ikinci
planda kalmayı içlerine sindirmek kaydıyla, dışa karşı
bir temsilci olarak kalmalarında yarar var. Üstelik bu yarar,
sadece dış ile olan ilişkilerle sınırlı değil…
Eğer çoğulculuğa inanıyorsanız, simgesel yetkilerle de
olsa orada kalmalarının yararını kabul etmek zorundasınız.
Onları seven toplum kesimlerinin, o simge ile duydukları
manevi rahatlama az şey midir?
Ama bu çözüm, sağlayacağı yararın, neden olacağı zarardan
fazla olması koşuluna bağlıdır. Eğer Özal’ın Çankaya’da
kalması nedeniyle memnun olacakların sayısı, kızanların
sayısının çok gerisinde kalırsa, rejim ve iktidar
bu lüksü içine indiremez.
Yerel seçimlerle ilgili yasanın veto edilmesi Sayın Özal
için bir şanssızlıktı. Yiğit Gülöksüz gibi müsteşarlık dahil
üstlendiği her görevden alnının akı ile çıkmış bir ismi taşıyan
kararnameyi geri yollaması ise açıkça sağduyu eksikliği
gibi görülüyor.
Parlamenter bir rejimde Çankaya’da kimin oturduğundan
çok ne yaptığı önemlidir. Eğer yaptıkları, orada kimin
oturduğunu çok sık hatırlatacak olursa, Özal adına da yazık
olur, toplumsal uzlaşma adına da!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın