Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Diğer Köşe Yazıları

Sosyal Demokrasi Kazançlı Sosyal Demokratlar Kayıplı… 

Yazı Hakkında

Başlık:Sosyal Demokrasi Kazançlı Sosyal Demokratlar Kayıplı…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.5)
Tarih:24 Kasım 1991, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Sosyal Demokrasi Kazançlı Sosyal Demokratlar Kayıplı…

Siyasal yaşamımızda çok sağlıklı bir oluşum var

DYP ve ANAP, dinci kesimin oylarından arınmaya başladı. Buna karşın, bu kesimin oylarının RP’de toplanma eğilimi, bu partinin oy patlaması yapmasını sağlayamadı (Üç partinin oy toplamları ortada) Geçmiş seçimlerin tersine, 20 Ekim öncesinde kullanılan propaganda malzemeler arasında “din” çok genlerde kaldı. RP bile sloganlarında arı Türkçe kullanmaya, başı açık kadın izlenimini veren resimlerden yararlanmaya, geriye değil ileriye dönük bir parti izlenimini yaratmaya çalıştı.

MÇP faşizan çizgiden uzaklaştı. Demokrasinin erdemlerini kabul etmeye başladı. Milliyetçi-tutucu bir çizgiye yerleşti.

ANAP “zengin severlerin partisi’ olurken, DYP daha da bozulan toplumsal dengelerin yarattığı tepkilerin meyvesini toplamayı başardı. Demirel bir yandan kırsal kesimin ılımlı sağ oylarını korudu. Öte yandan laik-demokratik-toplumsal adaletçi kesimlerin beklentilerine yanıt vermeye çalıştı.

Hemen tüm partiler, uzlaşmacı-demokratik bir çizgide buluşurken, bundan sosyal demokrasi kazançlı, ama sosyal demokrat partiler zararlı çıktılar.

*

Bu ortamı yaratan nedenler belli.

Oldukça hakça bir gelir dağılımını ve hızlı bir sanayileşmeyi sağlayan, toplumun genel eğitim düzeyini yükselten Marksist diktatörlükler tıkandılar. Ekonomik gücün tek elde toplanması, bir noktadan sonra zararlı sonuçlar doğurmaya başladı.

Yarı-feodal, eğitim düzeyi çok düşük bir toplumda, en bilinçli öğelerden oluşan öncü bir gücün diktatörlüğünün gerekçesi vardı. Ama eğitim düzeyi yüksek bir sanayi toplumu için bu model bir ayak bağıydı

Komünizmin ipoteğinden kurtulan sosyal demokrasi rahatladı. Komünizm korkusundan yararlanan faşist tepki zayıfladı. Demokrasi ve özgürlüğün evrensel değerler oluşturduğu kanısı güçlendi.

Türkiye dahil, belirli bir demokrasi deneyimi olan ülkelerde, iki uçta yer alan seçmenlerin sayısı azalırken, siyasal yelpazenin ortasına yönetenler kalabalıklaştı. Kavga değil uzlaşma prim yapar oldu. Siyasal ve ekonomik düzeyde ideolojik farklılıklar daralırken, partiler arasında benzerlikler genişledi.

Benzer şeyler söyleyen partiler arasında seçim yapmak gündeme gelince de önderin önemi çok arttı. Bundan önderin neredeyse tek başına yüzde 11 dolayında oy toplama mucizesini gösterdiği DSP örneğinin kendine özgürlüğü bir yana bırakılacak olursa- en çok DYP ve ANAP yararlandı.

Bir partinin oy alması için çıkarlarını ve dünya görüşünü temsil etmek istediği bir kitlenin varlığı yetmez. Hatta o kitlenin gereksinmelerini karşılayacak tutarlı bir programa sahip olması da yetmez. Getirdiği çözümlerin inandırıcılığı kadar, yapısal inandırıcılığı da önemlidir.

*

DYP-SHP iktidarının programındaki sosyal demokrat rengin ağırlığını görmemek olanaksız. Buna bir de iktidar dışındaki DSP’yi eklerseniz, seçimlerden asıl kazançlı çıkanın sosyal demokrasi olmadığını kim ileri sürebilir?

Sosyal demokrasi kazanırken niçin sosyal demokrat partilerin bu uygun ortamdan yeterince yararlanamadığı, günlerdir Cumhuriyet’in sayfalarında tartışılıyor

Bir partinin oy alması için çıkarlarını ve dünya görüşünü temsil etmek istediği bir kitlenin varlığı yetmez.Hatta o kitlenin gereksinmelerini karşılayacak tutarlı bir programa sahip olması da yetmez. Getirdiği çözümlerin inandırıcılığı kadar, yapısal inandırıcılığı da önemlidir.

197316 Ecevit, ondan on yıl sonra Özal, önerdikten çözümlere halkı inandırarak “umut” oldular ve “karizma” kazandılar.

Ama Türkiye benzeri toplumlarda. partinin yapısal inandırıcılığı çok kez programının inandırıcılığının önüne geçer. Kadrosuyla birlikte öndere güven duyanlar, onun önerdiği ve çoğunlukla kendisinin bilmediği çözümlere de peşinen güven duyma kolaylığını seçerler.

Ecevit, programı ve kişiliğiyle inandırıcı ama DSP, sürekli değişen ve bir süre sonra en ağır eleştirilen yöneltmeye başlayan ikinci, üçüncü adamlarıyla güven vermiyor. Eski genel başkanına bile söz hakkı tanımayan yapısıyla inandırıcı değil.

Yapısal inandırıcılık SHP’de de yok. DSP aşırı teksesli olduğu için inandırmakta zorluk çekiyor, SHP ise aşırı çoksesli olduğu için. Her altı ayda bir önderin ve yönetim kadrolarının değişme olasılığının olduğu bir yapı nasıl inandırıcı olabilir ki?

*

Demirel, sosyal demokrat bir partiyi yanına alıp, sosyal demokrat bir programla kendine bu kesimden geniş daha geniş bir seçmen tabanı sağlama peşinde olabilir. Böyle bir hesap içinde olmak onun hakkıdır.

Ama unutmamalı ki seçmen programa değil yapılana göre oy verir, örneğin milli eğitimdeki çağdışı kadrolaşmayı koruyacak bir DYP kanadının, gelecek seçimlerde laik eğilimli seçmene söyleyecek sözü kalmaz. Oysa kendi programının DYP tarafından da benimsendiğini öne süren SHP, bunu bakanlarının uygulamalarıyla yaşama geçirebildiği ölçüde inandırıcılık kazanır. Hele bir de buna parti içi iktidar sorununu çözdüğü inancını katabilirse, sosyal demokrasi ile birlikte kendisi de büyür.

Tersi olursa bundan Demirel mi yararlanır, Ecevit mi?

Demirel eleştirilerden yararlana yararlana yeniden iktidar oldu. Sorunun yanıtı, Demirei’in iktidarda yaptıkları ile Ecevit’in dostane eleştirilerden yararlanabilme gücüne bağlı.

Kartların dağılımında kimse için umutsuz bir durum yok. Gerisi oyun gücüne kalıyor. Sonuç ortada!.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: