Yazı Hakkında

Başlık:100 Metreciler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:26 Mart 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

100 Metreciler…

Rahmetli hocam Muammer Aksoy’dan dinlemiştim.

CHP’de “Ortanın Solu” hareketinin tuttuğu bir
dönemdedir. Genel Başkan, İsmet İnönü, Genel Sekreter de Bülent Ecevit’tir. Hareketin beyin takımı bir gece bir evde toplanmıştır.

İnönü’nün artık çok yaşlanmış olduğunu düşünenlerden birisi şu öneriyi yapar:

– İsmet Paşa’nın köşesine çekilme zamanı geldi. Ortanın Solu hareketinin hız kazanması için Bülent Bey’in genel başkan olması gerekir.

Daha başkalarının konuşmasına fırsat vermeden Ecevit araya girer.. Ve net konuşur:

– Sayın İnönü bizim çalışmalarımıza engel olmuyor. Zaten yaşı gereği günün birinde görevini bırakacaktır. Acele etmemiz için hiçbir neden görmüyorum…

***

Yapılması gerekeni zamanında yapmamak bir
fırsatı kaçırmak demektir.

Ama “Eyvah tren kaçıyor” diye son vagona atlamaya çalışanlar da bazen “fena” düşerler. Ve de birkaç saat sonra gelecek yeni trene tünemeyecek
kadar yara bere içinde kalırlar.

Gelecek treni beklemeyecek kadar sabırsızlanmak, bazen bir daha o trene hiç binememek gibi bir sonuç yaratabilir…

Seçimleri erteletme çabası içinde olanlar arasında kimler yoktu ki!..

Bir kısmı zaten bir daha belki de hiç bir trene diremeyecek olanlardı. Ama bazıları gelecek trenlerin onur konuğu olmaya adaydı…

Soysal, Kesici, Denizkurdu, Erez vb..

Bu tren onların son şansı değildi.

Kullandılar mı? Kullanıldılar mı?

Onlar mı yolculuk şansını tümden yitirmiş olanları kullandılar, yoksa Erbakan mı onları kullandı?

Eğer onlar kullandılarsa… Toplumdaki eğilimlere doğru tanı koyamadıklar ve gelişmeleri iyi hesaplayamadıkları için fena halde yanılmışlar demektir.

Eğer başkaları onları kullandıysa.. Önümüzdeki döneme öncülük ve önderlik savlarından büyük ölçüde vazgeçtiler anlamı çıkar.

Siyasal yaşamımızda umut ışığı saçanların, sayısı çok değil ki, onların kendilerini duygusallıkla ve yanlış hesaplar içinde tüketme hakları olsun!

Solda Soysal’lar, Gürkan’lar, Karakaş’lar

Sağda Kesici’ler, Erez’ler, Denizkurdu’lar…

Kendilerini devre dışı bırakan önderleri ve yapılan yıpratan isimlerdi. Ama “yanlış cephe” içinde görülmelerine izin vermeleri bile, o önderleri ve o
yapıları mutlu kıldı.

★★★

Olayda umut isimlerin yıpranmış oluşu, demokresimiz açısından bir talihsizliktir. Ama Fazilet Partisi’nin oynadığı rol, demokrasimiz açısından bir talihtir.

Dinci partimiz üç yara birden aldı,

Emir-komuta zinciri içinde iplerin hâlâ Sayın Erbakan’ın elinde olduğu ortaya çıktı… Bu biiiir!

Birinci parti görüntüsü varken mangalda kül bırakmayanların nasıl seçimden kaçma fırsatı aradıkları anlaşıldı… Bu ikiiii!

Ve belki de en önemlisi, sözlerine hiç mi hiç güvenilemeyeceği görüldü… Bu da üüüç!

FP’nin artık eski tafrası kalmadı, çünkü yoklamalar üçüncü parti olduğunu gösteriyor. Erbakan’la göbek bağını kesememesi, başına çok ciddi bir hukuk sorunu açtı. Son olaydaki zikzakları ise her türlü ölçüyü aştı.

Aynı gün içinde birbirinin tersini söyleyen yöneticileri ile.. Bugün söylediğini ertesi gün yalanlayan Meclis başkanvekilleri ile.. Ve bugün verdiği sözün
ertesi günü tersini yapan Meclis grubu ile..

Böyle bir FP’nin dinci kesime bile güven vermesi kolay mı?!

★ ★★

Siyaset maratonunu 100 metre yarışı sayanlar açısından, gene de dünyanın sonu değil. Bazı yorgun yüz metrecilere gene de siyasal yaşamımızın
gereksinmesi var. (Dinlenip, özeleştiri yapıp, uzun
ömürlü bir yarışmaya kendilerim hazırlayabilirler.)

Erbakan’dan tamamen kopmuş. Sayın Kutan’ın, Gül’lerin Menderes’lerin “sağduyu”sunun damgasını taşıyan bir Fazilet’e de demokrasimizin gereksinmesi var.

Umut verme yolu, hepsine hâlâ açık!

Ama umut vermenin yolu, özeleştiri yapmaktan
ve hatasını açıkça kabullenmekten geçer!.. Ve sonra da onun gereğini yüreklilikle yerine getirmekten!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: