Yazı Hakkında

Başlık:“12 Eylül Pinokyoları…”
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:19 Ağustos 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

“12 Eylül Pinokyoları…”

Gazeteciliğimin ilk yıllarındaydı. Başyazarımız Cihad Baban‘ın, köşe yazılarını ikiye ayırdığını anımsıyorum.

Birinci kesime, bilgi ve yorum içeren yazıları koyardı. İkinci kesime de insanları rahatlatan yazıları..

Okuyanlara “Eline, diline sağlık” dedirtecek cinsten olanları en az birinciler kadar önemserdi. O tür yazılarda, hem benzer duyguları paylaşmanın verdiği mutluluğun hem de duyulan ama anlatılamayan şeylerin doyumunun olduğunu söylerdi..

Aynı erdem biraz ruh doktorunun kanepesinde, biraz da demokrasinin anlatım özgürlüğünde vardır.

★★★

Atatürk, yüzde 70’i Arapça ve Farsçadan oluşan bir yazı dilinin kuşağındandı. Çağdaş bir ulus yaratmanın sadece siyasal bağımsızlıktan geçmediğini biliyordu.

Dili de “yabancı dillerin boyunduruğu”ndan kurtarmak gerektiğine inanıyordu. Türk Dil Kurumu’nu bu amaçla kurdu.

Bir “devlet dairesi” değil, bir “dernek” olarak!..

Ekonomide devletçiliğin egemen olduğu bir dönemde. Her şeyin devlet denetiminde olmasını öngören faşizm bütün dünyada yükselirken… Ve Ortaçağ özelliklerini yer yer sürdüren bir toplumda, “Sivil toplum “un ne olduğunu aydınların bile bilmedikleri bir ortamda..

Üstelik de geleceğin siyasal iktidarlarından ‘parasal’ bağımsızlığını sağlamak çabasıyla; kendi mirasının gelirlerini de bırakarak!

12 Eylül yönetimi Türk Dil ve Tarih kurumlarına el koyarken sadece Atatürk’e saygısızlık etmedi. Aynı zamanda hukuku da çiğnedi.

Sokaktaki adamın mirasına dokunulmazken Atatürk’ün mirası (tıpkı partisi gibi) yok edildi!

Sanatçılar, yazarlar, bilim adamları alınıp, Atatürk’ün mirası, atanmış “memur”lara terk edildi

★★★

Hıncal Uluç, yalnız biçimi ile değil içeriğiyle de Atatürk’e ihanet eden bu “12 Eylül kurumu”nu eleştiren bir yazı yazmış. Arapça ve Farsça sözcük kullanımını adeta
özendiren tutumunu sergilemiş. Ve kurumun başındaki Prof. Ahmet B. Ercilasun adlı memurdan bir mektup almış.

Gerisini Sevgili ve Sayın Uluç’un kaleminden okuyalım:

“Türk Dil Kurumu, bırakın ilke ve amaçlarını, adresleri bile şaşıran muhbir vatandaşlar tarafından yönetildikçe, daha doğrusu Atatürk’ün kurumu olmaktan çıkıp, ^Eylülcülerin kafa yapısına uygun bir kukla kurum olmaya devam ettikçe, dilimizdeki Arabi ve Farisi baskısı sürecektir. Atatürk’ün Kurumu olmakla sözüm ona övünen bu kişiler, Atatürk’ün Batılı kafasını yorumlamaktan daha acizdirler..

“Bay Ercilasun, yazısının sonunda benim kullandığım bazı ifadelere dikkati çekerek kuruma karşı saygısızlık ettiğimi ima ediyor. İmaya gerek yok. Saymıyorum ki
zaten Atatürk’ün kurumunu tepe taklak eden bu 12 Eylül Pinokyoları’na saygı göstermemi kimse benden beklemesin!”

Uluç’un “Türk Dil Kurumu Üzerine” başlıklı yazısını okurken rahmetli Cihad Baban’ın sözlerini bir kez daha anımsamadan edemedim.

Çok haklı bir tepki, bundan daha güzel ve daha etkili anlatılabilir mi?

Hak edilen yanıt yerini bulmuştu

Rahatladım!

★★★

Bay Ercilasun’dan benzer bir mektup da bir süre önce bana gelmişti. Mektup “Devlet Dil işleri Genel Müdürlüğü” falan gibi bir yer adına gelse açıp okurdum Atatürk’ün kurduğu kurumun adını kullanan sahte bir kuruluştan geldiği için doğru çöp kutusunu boyladı..

Ve 12 Eylül Paşası’nın Çankaya davetini elinin tersiyle iten Yaşar Kemal‘in gür sesi yeniden çınladı kulaklarımda:

“-Ben Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nu kapatmış olanların elini sıkmam!..”

Demokrasi insanların karşılıklı saygısı üzerine kuruludur. Ama Atatürk’e saygı göstermeye saygı göstermek o kadar zor ki!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: