Yazı Hakkında

Başlık:27 Mayıs’ın Düşündürdükleri…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih:31 Mayıs 1992 Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

27 Mayıs’ın Düşündürdükleri…

“Solcu bir subay, solcu bir insan değildir!”
Bu yargı, Latin Amerika’daki askeri darbeler üzerinde uzmanlaşmış bir araştırmacıya ait.

Subay, ister sağcı ister solcu olsun, temel bazı özellikler taşır. Her şeyden önce, solcu subay da sağcı bir subay kadar “devlet hayranı”dır ve katı milliyetçidir.

Solcu subay da sağcı subay gibi bölünmelerden, karışıklıklardan, disiplinsizlikten hoşlanmaz. Bir subay, köklü toplumsal değişimlerden yana olabilir; ama en köklü toplumsal değişikliklerin bile bir düzen içinde ve ülke bütünlüğünü tehlikeye atmadan gerçekleşmesi, onun için de bir önkoşuldur.

Bunlar, siyasal yelpazede sağa doğru gidildikçe sivillerin de paylaştıkları eğilimlerdir. Ama gene aynı özelliklerdir ki solcu bir subay ile solcu bir sivilin uzlaşmasını zorlaştırır.

★★★

Başka bir gerçek daha var: Ordular salt ideolojiyle değil, önlerindeki tehdit ve tehlikelere göre, somut koşullara göre hareket ederler.

Koşullar değiştiğinde, subayların ideolojileri de değişir.

Arjantin’de, 1930’daki faşist eğilimli yüzbaşılar, 1943 yılında “işçi yanlısı” albaylar olarak ortaya çıktılar.

Dominik’te, 1963’te Juan Bosch’un ilerici hükümetini de, bir süre sonra onun yerine geçmiş olan sağcı hükümeti de aynı ordu devirdi.

Brezilya’da, solcu çeteleri bastırmakta kullanılan, ünlü sağ eğilimli paraşütçü tugayı, 1978’de demokratikleşmenin öncüsü olarak sahnedeydi.

Honduras’ta, 1963 yılında kanlı bir darbe ile sağcı diktatörlük kuran General Lopez Arillano, 1972’de bu kez halkın desteği ile reformcu, ilerici, sendikal haklara saygılı bir kimlikle iktidara geldi.

Fransa’da 1900-1940 yılları arasında milletvekilliği yapmış olan askerlerin çoğu sağcıydı. Ama solun önerdiği toplumsal reformlara, ekonomik çıkar gruplarının temsilcileri kadar karşı çıkmıyorlardı.

★★★

Subaylar, genellikle orta sınıfın bir parçasıdır. Orta sınıf güçlendikçe ve siyasete ağırlığını koydukça, doğrudan işin içine girme gereksinimini pek duymazlar.

19. yüzyılda İspanyol ordusu, Fransız ordusundan daha liberaldi. Ama güçlü bir orta sınıfın bulunmadığı İspanya’da, yüzyıl boyunca birçok askeri darbe yaşandı. Ordu bir anlamda orta sınıfın boşluğunu dolduruyor, kendisini onun yerine koyuyordu.

Buna karşılık, 19. yüzyıl boyunca ve daha sonraları, birçok kez fırsat çıktığı halde, Fransız ordusu siyaset sahnesinde görülmedi. Hatta içinde sağcı eğilimler ağır bastığı halde, solcu hükümetler döneminde de görevini aynı saygı ölçüleri içinde sürdürdü. Çünkü, Fransız Devrimi’nin ürünü olan güçlü bir orta sınıf vardı.

★★★

27 Mayıs darbesini 12 Mart ve 12 Eylül’den ayırmalı mı, yoksa hepsini de aynı sepete mi koymalı?

Bizim kuşaklar için sancılı, zor bir soru bu.

Darbeler sayesindedir ki; demokrasinin en az sakıncalı rejim olduğu görüldü. Darbeler sayesindedir ki; askeri, siyasal amaçla kullanma hesaplarının bir noktadan sonra yürümeyeceği ortaya çıktı.

Ordunun, ne iç ve dış güçlerden bağımsız, ne de onlardan emir alan bir maşa olmadığı anlaşıldı.

Darbeler arasında “iyi-kötü” ya da “sağcı-solcu” ayrımı yapmanın yanlışlığı gözler önüne serildi.

Bunlar hep doğru!

Ama bunların doğru olması, o günleri, gözaltına alınmış bir genç olarak, duvarları kurşun yaralarıyla dolu bir SBF’nin öğrencisi olarak yaşayan benim gibilerin, 27 Mayıs’ın getirdiği özgürlükçü-çağdaş açılımı unutmasına yetmiyor.

Askeri darbelerin her türüne karşı çıkmak doğru!

Ama 27 Mayıs’ın getirdikleri ile 12 Mart ve 12 Eylül’ün getirdikleri arasındaki farka gözlerini yummak da yanlış!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: