Yazı Hakkında

Başlık:70 Yılın Muhasabesi…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:31 Ekim 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

70 Yılın Muhasebesi…

1920’lerin Türkiyesi…

Sanayi yok. Savaşlar sadece ekonomiyi değil, toplumu da çökertmiş. Kişi başına düşen ulusal gelir 70 dolar.

Taş işçiliğinden kuyumculuğa kadar, tüm “usta”lar ya Rum ya Ermeni, ya Yahudi. Ticaret yaşamı da hemen tümüyle onların elinde.

Toplu iğne bile dışarıdan geliyor.

Daha sonra İstanbul Üniversitesi’ne dönüşecek olan Darülfünun’daki öğrenci sayısı 2100.. Mustafa Kemal’in arkadaşları, İstanbul’dan Ankara’ya gelen trenin yolunu her akşam umutla gözlüyorlar. Acaba biraz mürekkep yalamış birilerine rastlar da “genel müdür falan” yapabilirler mi diye..

Şeyhülislamların, “İnsan ölmeden yeraltına inemez” diye fetva verip.. Dünyanın ilk üç metrosundan biri olan “tünel” de yıllarca ancak hayvan taşınmasına izin verdikleri bir toplum vardır o günlerde.

Bir ortaçağ toplumu vardır.

Ama bir “ulus” yoktur..

★★★

Kemalist Türk Devrimi’nin ereği, laik-demokratik bir sanayi toplumu idi. Ve Batı, o “çağdaş” topluma, yüzyıllarca sadece başka halkları sömürerek değil, aynı zamanda kendi halkını sömürerek ulaşmıştı. Kuşaklar boyu kan dökerek, çocukları yeraltında günde 14-16 saat
çalıştırarak ulaşmıştı.

İngiltere’de devrim 1688’de başlamış, ama insanların “hukuksal eşitliği” ancak 229 yıl sonra gerçekleşebilmişti.

Amerikan Devrimi’nin o noktaya ulaşabilmesi içinse, iki buçuk yüzyıl bile yetmemişti. İkinci Dünya Savaşı sırasında, o “çağdaş” Amerikan toplumu, kendi yurttaşlarını “toplama kampları”na almakta sakınca görmemişti. Japon kökenli olma “suçu”nu işlemiş 100 bin yurttaşını..

“Yasalar önünde eşitlik” ilkesiyle yola çıkan Fransız Devrimi bile.. Kendi işçisine “oy hakkı” vermek için, 59 yıl ve binlerce yurttaşının kanının dökülmesini beklemişti.

Sanayileşmiş ülkeler oldukları halde.. Ne Japonya ne Almanya ne İtalya, “çağdaş demokratik toplum”a kendi iç dinamikleri ile geçtiler. Demokrasiyi onlara savaş yenilgisi getirdi..

★★★

70 yılda Türkiye nereden nereye geldi?

1929-39 arasındaki on yılda dünyada sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye’de yüzde 96 arttı. Ekonominin ve toplumun altyapısının temelleri oluşturuldu.

Bu toplumun insanı, bu toplumun kadını, hukuksal ve siyasal eşitliği, birçok Batılı ülkeden daha önce elde etti. Türk işçisi, ne seçme ve seçilme hakkı için, hatta ne de grev ve toplusözleşme hakkı için kan dökme durumunda kaldı. Batı’da uzun bir evrim ve çabanın ürünü sosyal hakların hepsine, hemen hiçbir savaşım vermeden sahip oldu.

Ne feodal yapıdan ne babasının adından destek alan çağdaş bir genç kadın.. Hem de “ılımlı sağ” bir partinin, kırsal kesim ağırlıklı delegelerinin oyları ile genel başkanı oldu. Başbakan oldu..

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu, geçen mevsimi yüzde 66 doluluk oranı ile kapattı. Üstelik Şekispir bile oynayarak..

Klasik müzik konserlerini, Ankara Hipodromu’nda onbinlerce genç izledi..

Yıl 1993.. Türkiye, çağdaşlığı ucundan yakalamış tek Müslüman ülke.

Ve bütün bunlar, Kemalist Türk Devrimi’nin ürünü..

★★★

Ama aynı Türkiye, tam 60 milyar dolar dış borç yükünün altında..

‘Eğitimin birliği’ yasası ayaklar altına alınmış. Laik liselerde eğitim görenlerin sayısı son 20 yılda 3 kat artarken, imam-hatip okullarını bitirenlerin sayısı 14 kat artmış.

Valiler, kaymakamlar, savcılar, yargıçlar, “milli” (!) eğitim yönetimi imamlaşıyor. Bakanlıktan zaptedilen bakanlar kuklalaşıyor.

Bazı valiliklere, kamu görevlileri -koltuklarının arasında- “Zaman” gazetesi dışında bir gazete ile giremiyorlar.

Derviş Vahdeti’ler artık tek kişi değiller, yüzlerceler..

Kemalistleri bir otele sıkıştırıp yakanları, sıradan avukatlar değil; laikliği yıkmaya azimli partilerin üst düzey yöneticileri savunuyorlar.

Devlet örgütü yozlaşmış. Siyasal yaşam yozlaşmış.. Güneydoğu kan gölüne dönmüş..

Ve bütün bunlar da Türkiye’nin son 40 yılına damgasını vuranların, yani Kemalizm karşıtlarının marifeti..

★★★

60 yıl kadar önce Mussolini -Türkiye’yi de kapsadığı izlenimini veren- bir tehdit savuruyor. Mustafa Kemal’in tepkisi de gecikmiyor.

Mussolini, bulabildiği ilk fırsatta Türk büyükelçisi ile görüşecek ve şu mesajı verecektir:

“- O sözlerim sizinle ilgili değildi. Çünkü Türkiye bir Avrupa ülkesidir!.. ”

Kemalist Türkiye’yi, ırkçı bir diktatör bile “Avrupalı” sayıyordu. Kemalizm karşıtlarının getirdiği noktada ise, Avrupalı sayılabilmek için kapı kapı dilenen bir ülkedir Türkiye.

Kemalistlerin birleşip, yeniden “yazgı”sına egemen olmasını bekleyen bir ülke!.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın