Yazı Hakkında

Başlık:99 Falı
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Ocak 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

99 Falı

1999’a girerken iyimser mi olmalı, karamsar mı?

Yakına ve dar çevreye bakarsanız, karamsar olmak kolay. Ama biraz uzağı ve geneli görmeyi denerseniz, iyimserliğin hiç de zor
olmadığını fark edersiniz.

Örneğin demokrasimizin çok eksikleri ve
yanlışları olduğu doğru.. Kötü işlediği doğru. Ama Prof. Bernard Lewis’m şu sözü de doğru, “Demokrasi bütün siyasal sistemler
içinde en zor olandır. Bir demokrasiyi geliştirmek yüzyıllar alır.”

Biz ise, az zamanda hiç de azımsanmayacak yol aldık. Ortak hükümetlere hatta azınlık hükümetlerine bile çoktan alıştık…

Örneğin ciddi ekonomik sıkıntılarımızın olduğu doğru… Kişi başına düşen yıllık ulusal gelirimizin hâlâ gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olduğu doğru… Ama bizimkinin yarısı kadar kişi başına düşen yıllık gelin olan bir Tunus’un bile, çok daha sağlıklı ve huzurlu
bir toplum yapısına sahip olabildiği de doğru…

Ciddi dış sorunlarımızın olduğu doğru.
Bulunduğumuz coğrafyada düşman çemberler olduğu doğru… Ama 80 yıl önceki dış sorunlarımızın ve düşmanlarımızın çok daha güçlü olduğu, 80 yıl önceki çok daha güçsüz Türkiye’nin bile onların üstesinden gelmiş olduğu da doğru…

***

Türk siyasal yaşamı 1999’da acaba nelere gebe?

Bu sorunun yanıtı, bugünün iyi anlaşılmasına bağlı.

Demokrasinin kendinden beklenileni verebilmesinin iki ön koşulu vardır: Halkın doğru temsil edilmesi, yani toplumsal istencin
çarpıtılmaması… Ve halkı temsil etme savın da olanların, demokrasinin kurum ve kurallarına saygı göstermesi.

Yargı işlemeye ve yasa devleti olmanın gerekleri yerine getirilmeye başlandı. İkinci koşul böylece iyi kötü gerçekleşme yolun da.

Şimdi sıra birinci koşulun yerine getirilmesinde.

Eğer rejim karşıtı bir parti bile, yüzde 20
oy ile hükümet olabiliyorsa… Eğer o partinin
temsilcileri, gene yüzde 20’lerde oy ile büyük kentleri yönetebiliyorlarsa; elbette ki ora da demokrasi ile bağdaşmayan bir durum var demektir.

Bu sorun hem seçim sistemi ile ilgilidir…
Hem de aynı ideolojiyi paylaşanların, benzer
toplum kesimlerini temsil edenlerin, farklı
partilere bölünmüş olmaları ile ilgilidir.

Bölünen kaybediyor, bölünmeyen kazanıyor.

Ve sonuçta, azınlık çoğunluğa hükmeder
konuma gelebiliyor.

ANAP ile DYP’nin birleşmesine Çiller engel. CHP ile DSP’nin birleşmesine ise, hem Ecevit hem Baykal engel.. En yıpranmış
genel başkanları bile, alaşağı etmeye olanak vermeyen parti içi antidemokratik yapılar ise, o engellerin aşılmasına engel!

İşte bu çıkmaz, Türk siyasal yaşamında
yeni bir seçenek yarattı: DSP-ANAP güçbirliği ısrarla ve inatla verilen ‘mesaj’ şu:

– Bizim hükümette ne kadar uyumlu çalıştığımızı ve başarılı olduğumuzu gördünüz. Üstelik biz, halkımızın şu anda çok gereksinmesini duyduğu bir sağ-sol uzlaşmasını da temsil ediyoruz. Eğer istikrar ve barış istiyorsanız. seçimlerde oyunuzu ikimizde toplayınız.

Yapılan tüm kamuoyu yoklamaları, kararsız seçmen oranının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Tüm seçim sosyolojisi araştırmalarının ortaya koyduğu bir başka gerçek de var. Kararsız seçmen istikrar arar, güçlüye yönelir.

Geçenlerde CHP’nin eski bir senatörüne rastladım. Uzun yıllar sayın Baykal ile birlikte siyaset yapmıştı. Lafını hiç esirgemeden
konuştu:

“-CHP üyesiyim, eşim de halen CHP’de aktif. Ama oğlumun bile oyunu alamayacağız. Ben de ülke yararını bu seçimlerde
ANAP-DSP güçbirliğinde görüyorum..”

Aslında yaptığı değerlendirme çok daha sivriydi. CHP’li dostları incitmemek için, sözlerini kısarak ve yumuşatarak aktarmak gereğini duydum.

★★★

Kim ne derse desin.. RP’nin kapatılmış olması. Fazilet oylarını bu seçimlerde olumsuz yönde etkileyecektir. Eğer yerel seçimler iki
türlü yapılırsa, bu parti çok sayıda belediye başkanlığını da kaybedecektir.

Çiller ve Refahyol iktidarı da DYP’nin kamburudur. Laiklik yanlısı oyların çoğu kaçtı. Uzlaşmaz ve hırçın tutum, ortadaki seçmeni daha da uzaklaştırıyor.

ANAP-DSP cephesi karşısında, FP-DYP
cephesinin şansı çok daha az. Biri istikrar ve
uyum, ötekisi ise istikrarsızlık ve kargaşayı
çağrıştırıyor.

CHP ise, vitrini yıpranmış, aynı zamanda
da yalnız bir parti.

“Blair’ci ideolojik çizgisi” kazandırmamış kaybettirmiş. Sendikalarla ve sivil toplum örgütleri ile bütünleşip, Kemalist bir “ortak
program” cephesi açma şansına sırtını dönmüş… Ne İsa’ya yaranabilmiş ne de Musa’ya!

Yıpranır diye hükümete girmemiş. Hükümet başarılı oldukça da olumsuz sevimsiz bir tutum takınmış… Tabanında huzursuzluk
var…

★★★

1999 yılı, bir yandan ANASOL, öte yandan da MHP için pembe gözüküyor.

Birincisi, Türkiye’deki tablo karşısında,
gerçekçi bir yaklaşımı benimsediği için,
PKK ve sağın çürümüşlüğü sayesinde…

Thomas Jeferson, “Devleti iyi yönetmek,
namuslu olmak sanatından ibarettir” diyor.

Türkiye -Özal’la birlikte başlayan “İş yapsın da, zarar yok, yerse yesin!” dönemini geride bıraktı. Eğer seçmen için ‘dürüstlük’
yeniden önem kazanmışsa, bu 1999 için iyimser olmamıza önemli bir katkıdır.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: