Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Abarttınız, Unutulanlar Anımsanıverdi!..

Yazı Hakkında

Başlık:Abarttınız, Unutulanlar Anımsanıverdi!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Temmuz 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Abarttınız, Unutulanlar Anımsanıverdi!..

Pazar günkü yazımın şon tümceleri şöyleydi: “Yergi gibi övgüde de ipin ucu kaçırılmamalı ki, tepki doğmasın! Abartılmamalı ki, olumsuz yanları anımsamak ve anımsatmak zorunda kalmayalım!”

Doğramacı’nın Bilkent’te yaptıkları ‘Türk Müzik Rönesansı’ olarak sunulmuştu. Cüneyt Gökçer’in, Türk tiyatrosunun ‘baba’sı Muhsin Ertuğrul’unkini gölgede bırakan ‘anıtsal’ bir heykeli dikilmişti. Devlet Tiyatrolarına yön verecek kişiyi seçimle belirlemek gibi iyi bir ilkeden yola çıkanlar, sonunda o seçime sanatçı olmayanları da
katmıştı..

Arka arkaya gelen telefon yoğunluğuna şaşırmadım desem yalan olur. Meğer olaylar gibi, tepkileri de biraz hafif yansıtmışım.

Kendimi ‘dengeli’ olmaya, anlaşılan fazla zorlamışım..

Telefondaki bir ses şöyle diyordu:

– Yanlış yazmışsınız! Bilkent Akademik Oda Orkestrası’nda çalanların bir bölümü dışarıdan değil, hepsi dışarıdan.. Orkestrada sadece bir tek Türk var!

Ve içinde Türkiye’de yetişmiş tek bir sanatçının bulunduğu bir orkestrayı, Türk Müzik Rönesansı’nın en büyük belirtisi yapıp çıkmıştık.

★★★

Kültür Bakanlığı’nın bazı üst düzey bürokratları, bazı sanatçı-yöneticileri ve sanatçıları dahil, tek ‘itiraz’ telefonu, Devlet Tiyatroları’nın Sayın Genel Müdürü’nden geldi.

Kişiliğine ve yeteneklerine değer verdiğim Sayın Tamer Levent, seçilme yönteminin doğru olduğunu savunuyordu.

Sordum:
– Sayın Gökçer’in sağlığında ve üstelik de Muhsin Ertuğrul’unkini gölgede bırakacak boyutlarda bir heykelinin; genel müdürlüğünüzün önüne dikilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

-O Sayın Bakan’ın bir kararıdır.

– Peki siz, bu konudaki görüşünüzü Sayın Bakan’a ilettiniz mi?

– Yetki bende değil ki!

– Uyarı yapmanızı engelleyen bir yasa hükmü mü var?

Sayın Levent her sorumdan sonra, konuyu hemen değiştirmeye ve kendi seçimine getirmeye çalışıyordu.. Ya o da bu ‘heykel’ olayının içindeydi ya da sesini çıkarmamayı tercih etmişti…

Sanat kurumlarının bağımsızlığını niçin savunuyoruz? Niçin ‘atama’dan değil de ‘seçim’den yanayız?

Bakan’ın ‘ailevi’ ilişkilerinden kaynaklandığı izlenimini veren bir yanlışına bile karşı çıkamadıktan sonra özerkliğin ne anlamı var?

Ve ardı arkası gelmeyen telefonlar, ya bilmediğim ya da bilip de görmezden geldiğim gerçekleri birer birer önüme koydular.

Kendi sanatçılarını, çalışanlarını askeri yönetime ‘ihbar’ eden Devlet Tiyatroları yöneticileri olmuştu geçmişte.. O kişiler aklanmışlardı. Ama bu ‘ayıbı’ işlemiş olanların şimdi ödüllendirilmelerini içlerine sindiremiyorlardı…

Sadece bazı eski yöneticilerin değil, günümüzün bazı etkili kalemlerinin de heykelleri dikiliyordu. Bir yanda kendisine sormak nezaketi bile gösterilmeden heykeli hazırlanan bir İlhan Selçuk vardı. Öte yanda, yüksek tirajlı bir gazetenin, Bakan’ın ‘sağ kolu’ konumundaki, Atatürk ve cumhuriyet düşmanı bir yazarı önemli olan ideoloji değildi ki; belirli yayın organlarını “memnun” etmekti!

Devlet kesesinden dış gezilere götürülüp tavlanmak istenen gazeteciler de kültür yaşamımızın bu yeni ortamının kenar süsleriydiler.

Kültür Bakanı’nın paralı danışman ordusu içinde ‘eczacı’lar.. Ailevi nedenlerle iptal edilen sınavlar.. Partisel değil ‘kişisel’ nedenlerle kullanılan devlet olanakları..

Liste uzundu.

Anadolu’nun her köşesinde laikliğe, demokrasiye toplumculuğa inanmış insanların uykuları kaçıyor.. Parti tabelaları artık o insanları giderek daha az ilgilendiriyor.

Bir ‘ışık’ arıyorlar, yarının karanlığını delebilecek..

Ve Ankara, “Bizans’ın son günleri”ni yaşıyor…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: