Yazı Hakkında

Başlık:Acaba Neden Susturdular?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:22 Ağustos 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Acaba Neden Susturdular?

Şu sözlere dikkat edin:

Yılda on bine yakın polis atama-terfi talebi doğrudan milletvekillerinden gelen bir çağdaş devleti bana söyleyebilir misiniz? Polis teşkilatının her yıl yaptığı mutat birinci ve ikinci bölgeler arasındaki atamaların yüzde 20’si palitikacıların talebi ile ya durdurulmakta veya hiç uygulanmamaktadır.”

Bunlan söyleyen sıradan bir kişi değil… Emniyet Genel Müdürlüğü görevinden. “Eşkıyanın gece ne yapacağı bilinmez!” türünden bir baskınla uzaklaştırılan
Alaaddin Yüksel.

Ve halen devletin Balıkesir Valisi olan Yüksel, bakın başka ne diyor:

“-Bugün Ankara. İstanbul ve İzmir, 15-20 yıldır aralıksız görev yapan, hiçbir mevzuatın yer değiştiremediği, politikacı destekli yüzlerce ‘harika polisle doludur’. Gücünü ve desteğini yasalardan almayan polis olur mu?”

★ ★                                                                                                                                                            M.Ali Kışlalı‘nın haftalık söyleşisinin konuğu olan
Sayrı Yüksel’in hemen her tümcesi dehşet verici…
Tansu Çiller’in hışmını niçin üzerine çektiği yolunda
o da çok düşündürücü.

Siyasette bu ölçüde iç içe girmiş, siyasal etkilere bu
kadar açık bir polis örgütü olur mu?

Eğer olursa, mesleğin olmazsa olmaz koşulu olan
“yansızlığı” gösterebilir mi?

Alaaddin Yüksel’in -görevinde kalsaydı- neler yapmak istediği belliydi:

– Altı aylık bir eğitimle polis olunamazdı. Mesleğe
girmek için en az iki yıllık bir yüksekokul eğitimi gerekliydi.

– Polisteki yükselme ve atamalar yapacak. Askeri Şûra benzeri bir Yüksek Emniyet Şûrası kurulmalıydı.
Siyasal etkiler bu yolla önlenmeliydi.

– Harp Akademisi’rıin benzeri bir Güvenlik Akademisi oluşturulmalıydı. Bu kurum aracılığıyla “kurmay polis” yetiştirilmeliydi.

Görevinden alınmasaydı Yüksel işte bunları yapacaktı.

“Çirkin sarışın kadın”la emrindeki çirkin gözlüklü
kadın, onu görevden almak için en çirkin yöntemlere
bile başvurmaktan çekinmediler… Acaba niçin?

Herhalde tüm bunları yapmaması için!

Belki de, böyle bir yapılanmanın karanlık bazı ilişkilere artık izin vermeyeceğinden korktııklan için!

Bu köşede bir süre önce bîr mektuptan söz etmiştim.

Polis Akademisi öğretim görevlilerinden Önder Aytaç‘tan gelen bir mektuptu bu. Polis akademilerinin çoğunlukla “aydın” ve “çağdaş” polisler yetiştirdiğini söylüyordu.

Sevinmiştim… Hiç değilse Polis Akademisi’nde okuyanların, değerli bir öğretim kadrosuyla karşı karşıya oldukların düşünmüştüm.

İyimserliğim uzun sürmedi.

Kayseri’nin Refah’lı “ünlü” belediye başkanının, yargı önüne çıkmasını kimlerin engellediği ortaya çıktı…
10 Kasımda Atatürk’e kin kusan ve halkı intikam gününü beklemeye çağıran konuşmada “suç unsuru” bulmayan bilirkişiler, Kayser Polis Akademisi öğretim görevlisiydiler.

Hazretler belli ki demokrasi âşığıydılar(!)

Konuşmanın “demokratik bir eleştiri” çerçevesinde kaldığını düşünüyorlardı…

Alaaddin Yüksel şöyle diyor.

“- Dünyanın hiçbir çağdaş hukuk devletinde, siyasal iktidarların polise Türkiye örneğinde olduğu gibi bir müdahalesini göremezsiniz. Polisini ve atanmasını ‘yasal tercih’ gerekçesi yapan hiçbir çağdaş hukuk devleti yoktur. Tercihi başarı ve başarısızlık dışında, mesela siyasal tercih noktasında odaklandınırsanız, o ülkede polis ‘devlet polisi’ değil siyasal ‘iktidar polisi’ olur.”

İktidarda artık “çirkin sarışın kadın” ve onun emir ederi yok.

Yılmaz ve Ecevit var,

Sorun ortada!.. Ve ne yapılması gerektiği de ortada!

Biraz abartılı bir biçimde, “Cumhuriyet tarihinin en büyük eğitim atılımı”ndan söz edenler, polisin eğitimini unutacaklar mı? Siyasetin elini cinden çekmesini savunanlar, polisten çekmemesine göz yumacaklar mı?

Ve her şey apaçık ortada iken, acaba arkasına saklanacaktan bir “mazeret” bulabilecekler mi?

Yanıtı bekliyoruz!.. Göreceğiz!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın