Yazı Hakkında

Başlık:Ah.. İyi Bir Diktatör!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:08 Ekim 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ah.. İyi Bir Diktatör!

Dile kolay! En azından iki bin beş yüz yıllık bir düş bu.

Eflatun dan beri kimbilir kaç kez sayıklanmış:

– Ah şöyle iyi bir diktatör bulsak da rahat etsek!..
Düşün resmileşmesi General Evren’le başladı.
Ve 12 Eylül Anayasası, cumhurbaşkanının “hakem” olmasını öngördü. Üniversite rektörlerinden yüksek yargıçlara kadar uzanan bir “tek seçici ”lik
çıktı ortaya.

Sonuç?

Cumhuriyet karşıtlarının yargıdaki oranı ve etkisi arttı. Üniversiteler içinde inanılmaz bir dinci ve ırkçı kadrolaşma oldu. Türk Dil ve Tarih kurumları başta olmak üzere. Atatürk’ün kurumları bile bu yozlaşmadan nasibini aldı.

Devrim tarihi derslerini devrim düşmanları verir oldu…

Hadi şimdi temizleyebilirsen temizle!

Önceleri rahmetli Özal takmıştı kafaya, şimdi yerini Sayın Demirel aldı. Formül aynı formül: Halkın seçeceği, yetkileri arttırılmış bir cumhurbaşkanı.

Artık “Evrenvari” yetkiler de yetmiyor.

Bizi paklarsa ancak “yarı başkanlık” paklar(!).. O da işleri daha berbat ederse, demokrasi içinde hiç “çare” tükenir mi? Ver elini “tam başkanlık”…

1924 Anayasası. Mustafa Kemal’in önerdiği, tüm parlamenter demokrasilerde var olan “veto” ve “fesih” yetkilerini bile vermemişti. Şimdi Atatürk’ü aşmış olan(!) devlet adamlarımız, “seçilmiş krallar” olmayı hak ettiklerini düşünüyorlar.

Geçenlerde Mümtaz Soysal anımsattı. 12 Eylül Anayasası hazırlanırken, Ankara Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakülteleri ortak bir çalışma yapmıştı. O çalışmada şu satırlar vardı:

“Devlet başkanının güçlü olması için, hem halkça seçilmesini savunmak hem de partiler üstü ve yansız kalmasını istemek çelişkidir. Adaylar mutlaka bir ya da birkaç partinin desteğiyle ortaya çıkacak, onların etiketiyle kazanacaktır. Parlamentoda anlaşma, uzlaşma ve yakınlaşmalarla sağlanacak bir seçimden çok farklı, belki kıran kırana ve iz bırakan bir kampanya olacaktır bu. Sonrası
tarafsızlık olabilir mi?”

Hele bir de “İkinci kez seçilmek” de söz konusu ise!

★★

Bir… İki turda halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı, bizim gibi bir toplumda “uzlaşma” değil “kutuplaşma”yaratır.

İki… Fransa’da bile meclis çoğunluğu başka partilerden, cumhurbaşkanının desteği de başka partilerden olduğunda sorun doğuyor. Aynı durum
bizde olsa sistem kilitlenir.

Bizde halkın seçtği, yetkileri artmış bir “başkan”
geçmişte olsaydı ne olurdu?

Daha önce de yazdım:

Atatürk’ün ve İnönü’nün başkanlığı bir şey değiştirmezdi.

Evren, zatep “başkan” gibiydi, sonuç ortada Özal başkan olsaydı, Türkiye Körfez Savaşı’na girmiş ve de zararları kat kat artmış olurdu,
1960’ların 70’lerin Demirel’inin başkanlığı ise, Cumhuriyetin temellerini kemiren yozlaşmayı çok daha çabuk bir şekilde çığırıdan çıkarırdı.

Ya Erbakan?.. Ya Çiller?

Onlar da “bal gibi” güme giderdi.

Sorumu yineliyorum. Ve “başkanlık” konusu “temcit pilavı “ gibi her ciddi gündeme gelişinde de, bıkmadan yinelemek niyetindeyim:

Türkiye’yi bugüne Menderes, Demirel, Evren, Özal, Çiller çizgisi getirdi.

Uno kullanmayı beceremeyen sürücüye, siz hiç TIR emanet eder misiniz?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın