Yazı Hakkında

Başlık:Ah Şu Kadınlar!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:06 Temmuz 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ah Şu Kadınlar!

1995 seçimleri sonrası..- Mesut Yılmaz, RP ile ortak hükümet oluşturma girişimini başlatıyor. Ve inanılmaz bir olay.

On bine yakın faks, mektup, telgraf yağıyor.
“Böyle bir şey yapmaya hakkınız yok!” mesajları.
Hepsi de kadınlara ait!

Olayın öncüsü, Prof. Necla Aral’ın başkanlığını yaptığı İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği… Üstelik üyelerin içinde çok sayıda ANAP’lı da var.

Çiller, seçim öncesi söylediklerinin tersini yapıyor, kendisine destek olan kadın oylarına “ihanet” ediyor… Birlik, Çiller hakkında dava açıyor. DYP’li
üyelerden en ufak bir itiraz bile yok.

Ve geliyoruz bugüne.

Birlik, Deniz Baykal’a bir mesaj yolluyor. Kişisel-partisel çıkarlarla hareket etmesini ve yeni hükümete karşı peşin tavır almasını eleştiriyor.

Çünkü Gaziantep’ten Kayseri’ye kadar, yurdun hemen her köşesinden kadınların -ve de CHP’li kadınların- tepkileri kendilerine ulaşıyor. Onlarda bu
tepkilere “tercüman”oluyorlar…

Demokrasiyi yaşama geçiren “yönetilenlerin duyarlılığı “dır.

Toplumumuz da savaşımsız elde ettiği çağdaş olanakları bir bir yitirme korkusu içine girdikçe, duyarlılaşıyor. Ama en hızlı duyarlılaşan da kadınlarımız.

Çünkü cumhuriyetin temel değerleri yıkılırsa, en çok şey yitirecek olan da onlar.

Fransız kadınından on yıl, İsviçreli kadından yarım yüzyıl önce siyasal haklarına kavuşmuş olmanın hiç mi anlamı yok?.. Ya da tüm dünyada
IBM’de çatışan kadınların oranı yüzde 20 iken, Türkiye’de bunun ikiye katlanmış oluşunun? Almanya’da üniversite öğretim üye ve yardımcıları arasındaki kadın oranının yüzde 2-3′ lerde kalmasına karşılık, Türkiye’de yüzde 30’lara çıkışının?

RP’li tek bir kadın milletvekili ya da belediye meclisi üyesi adayı bile olmaması bir anlam taşmıyor mu? Ya da RP’li bakanların “kadın yönetici” kıyımı yapmaları?

***

Iranli kadınlar “kara çarşafı” bir direnme simgesine dönüştürmüşlerdi. Sonunda sahip olduklarını da yitirdiler. Toplumsal yaşamdan dışlanmaya
başladılar. Kadının evlenme yaşı 13’e indi. Kendi isteğiyle boşanması neredeyse olanaksızlaştı.

Şeriata göre yönetilmeyen Cezayir de bile, bir erkek “üç kadının yerine ” oy kutlanabiliyor. Mısır’da hâlâ erkeklerin dört kadın alma hakları var.

Irak’ta zina yaptığı öne sürülen -yapan değil kadını ailenin erkekleri yargılayabiliyorlar. Öldürebiliyorlar. Onlara bu hakkı yasalar veriyor.

Sudan’da şeriatçılar iktidar olmadan önce, üniversitelerde çok sayıda kız öğrenci vardı. Kadınlar kamu yaşamında etkin olabiliyorlardı. 1990’dan
bu yana durum tersine döndü. Artık kadınların tek başlarına seyahat etmeleri bile yasak.

Pakistan’da bile, ağır cezada kadınların tanıklığı geçersiz sayılıyor. Onun dışında ise iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine eşit…

Artık dünya küçüldü. Eskilerin deyişi ile,“Halep orada ise arşın burada”.

Çağımızdaki gerçekleri Türk kadınından ne kadar saklayabilirsiniz!

***

Üyelerinin büyük çoğunluğu kadın olan ÇYDD’nin Genel Başkanı Prof. Dr. Türkân Saylan, CHP Genel Başkanı’na yolladığı mesajda şöyle
diyor:

“Birbirimize destek verip yaraların sarılması gereken şu dönemde, siz ve arkadaşlarınızın ‘1997’de seçim isteriz, yoksa ne yapacağımızı biliriz ifadeleriyle ipleri her an koparabilecek izlenimi verip durmanız, size olan güveni sarstığı gibi, dizleri de demokrasi adına ciddi kaygılara düşürmektedir.”

Kadınların yönetim ve denetimindeki sivil toplum örgütleri, her geçen gün biraz daha etkin ve biraz daha etkili… Çünkü bilinçliler, çalışkanlar, gerçekçiler ve de inançlarını her türlü siyasal hesapların üzerinde tutuyorlar.

İskandinav ülkelerinde, kadın milletvekillerinin ve bakanların oranı yüzde 40’lara, 5O’lere yaklaştı. Acaba İskandinav demokrasisinin, dünyanın en
iyi işleyen demokrasisi oluşu bir rastlantı mı?

Bırakın yüzde 40’ları, 50’leri… Kadınlarımızın TBMM’deki ve hükümetteki oranlarını taşıyın -hiç değilse- yüzde 20’lere… Bakın demokrasimiz geri
kalmışlıktan ve bıktırıcı bunalımlardan nasıl kurtuluyor!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın