Yazı Hakkında

Başlık:Ahlaksızlığın Ahlakı!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:07 Ekim 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ahlaksızlığın Ahlakı!..

Adam hükümette önemli bir bakan. Bir yurtdışı gezi
dönüşü, beraberinde getirdiği siyah-beyaz portatif bir
televizyonu gümrüğe bildirmiyor… Ya dalgınlıktan ya da
deklare etmesi gerektiğini bilmediğinden.

Olay öğrenilince kıyamet kopuyor. Hem kendisi hükümetten istifa etmek zorunda kalıyor hem de Gümrük Bakanı..

Adam Sanayi Bakanı. Yaklaşık 100 milyon TL tutarındaki bir parayı amaç dışı’ kullandığı öne sürülüyor.
Kendisi iddianın doğru olmadığı konusunda ısrarlı…
Ama istifa ediyor sonunda…

Bir de ünlü oyuncak ayı olayı var ki, evlere şenlik.

Adam “Özel Devlet Bakan”ı ve üstelik de İşçi Partisi’nin Başkanı.. Hem bakanlıktan hem de partisinin başkanlığından istifa ediyor.

Niçin mi?

Torununa yurtdışından getirdiği oyuncak ayıyı gümrükten deklare etmeden geçirdiği için!..

★★★

Yukarıdaki olaylar elbette ki Türkiye’de olmamış…
Avustralya’da olmuş.

Peki niçin Türkiye’de değil de Avustralya’da?

Avustralya gelişmiş bir ülke olduğu için mi? Yoksa
Avustralyalılar analarının karnından dürüst’ çıktıkları
için mi?

Gelişmiş ülkelerde de büyük yolsuzlukların olduğunu
her gün gazetelerde okuyoruz. İnsanların doğuştan dürüst’ya da ‘sahtekar’ olmadıklarını, aldıkları eğitimin ve
paylaştıkları koşulların onları zamanla öyle yaptığını ise
yaşayarak öğreniyoruz.

Toplumsal değişim hızlandıkça, yerleşik değer yargılarını korumak zorlaşır. Eski koşulların ürünü olan İyi’ ve ‘kötü’, ‘doğru’ve ‘yanlış ‘anlayışları sarsılır… Yeni koşulların ürünü olan değer yargıları ise henüz yerleşmemiştir.

Boşluk demek, her türlü kural tanımazlığın önünün
açılması demektir. Ahlaksızlığın ‘yeni ahlak’ olabilmesi
demektir!

Bir köylü ahlakı vardır. Bir kentli ahlakı vardır… Ama
köyden kopmuş ve henüz kentli de olamamış gecekonducunun. tutarlı bir ahlak anlayışına sahip olması zordur!..

Ancak, hızlı değişim bir devrimci ideolojinin eşliğinde gerçekleştiğinde durum farklı olabilir. Devrim heyecanı ve getirdiği inanç sisteminin ürünü olan ‘devrim ahlakı’ boşluğu doldurur… Hiç değilse başlangıç döneminde yozlaşmayı önler.

Ama siz -toplumsal dengelerin altüst olduğu bir dönemde- ‘yükselen değerler’ in en önüne köşe dönmeyi koymuşsanız, ve üstelik bunu, kitleleri hızlı bir biçimde siyasetten ve ideolojilerden uzaklaştırma siyasetinin içine yerleştirmişseniz., yozlaşmamak olanaksızdır!

12 Eylül, örgütlü siyasal güçlerin hemen hepsini yıktı.
Üniversiteden bağımsız yargıya, tüm demokratik kurumlan tüketti.

örgüt, denetim demektir!.. Demokratik kurum, denetim demektir!

Ve Özal toplumsal dengeleri bozdu. Ayakbağı oluyorlar!’ savı ile devletin denetim olanaklarının geri kalanını da yok etti.. Olabildiğince kısa zamanda varlık sahibi olmayı ‘en yüce’ değer haline getirdi…

Sade yaşamı bir erdem değil gösterişli yaşama ulaşamama sonucu katlanılan bir pısırıklık olarak değerlendirdi. En güzel örneği de ailesi oluşturdu!.. (Ve havarileri “Cumhuriyet çöktü. İkincisini kurmadan aydınlığa çıkamayız!” diye koro halinde bağırmaya başladılar…)

Çürümenin nedenleri belli olduğuna göre çözüm de
bellidir: Toplumun bozulan dengelerim yeniden kurmak!

Daha çok açıklık! Daha çok denetim! Daha çok demokrasi!

Ve ahlaksızlığı ahlak yapanlara, sade yurttaşlıktan
bir kuşak içinde trilyonerliğe yükselenlere daha az oy!..

Demokrasilerde ‘mucize’ çözüm yoktur.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın