Yazı Hakkında

Başlık:Aklıselim…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:31 Ocak 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Aklıselim…

“Aklıselim” Türkçe bir sözcük değil. Karşılığı ise “sağduyu”.

“Selim” aslında, doğru, dürüst, kusursuz demek. Ama bazen sözcükler, sizin kafanızda biraz farklı anlamlar kazanırlar. Bana da hep aklıselim, “doğru akıl”ın, doğru düşünmenin biraz dışında bir şeyler çağrıştırır. ”Serinkanlı düşünme”yi, sağduyu sözcüğünden daha fazla içeriyor gibi gelir…

Bugün ANAP’ta ya da DYP’de sorumluluk taşıyanları, “aklıselim”e çağırmanın tam zamanıdır diye düşünüyorum.

★ ★ ★

Önce doğruları yanlışlardan birer birer ayıklamalı. Sayın Çiller‘in.. İyi bir yönetici olmadığı, güven vermediği, malvarlığı ile ilgili Doğan Akın‘ın kitabında sergilenen gerçekleri içine sindirmenin zorluğu, aşırı “ben-merkezci”liği ve aşırı başbakanlık tutkusu, doğru!

Ama, “Çiller varsa biz yokuz” anlamına gelecek tutumlar -gene de- yanlış!

Sayın Yılmaz‘ın.. “Çiller olmasın da ne olursa olsun” gibi bir olumsuz hava verdiği; BBP ile işbirliğinin ve RP’ye sıcak bakmasının, büyük bir aymazlık olduğu doğru! Ama, Çiller’in para ile ya da başka yollardan yönlendirdiği basının.. çözümsüzlüğün nedeni olarak Yılmaz’ı göstermesi yanlış!

Her iki parti genel başkanının.. birbirlerine karşı fazla önyargılı oldukları; kişisel duygu ve beklentilerini, zaman zaman toplum çıkarlarının önüne geçirdikleri izlenimi verdikleri doğru! Ama, çözümsüzlüğün ve olumsuzluğa doğru gidişin tek nedeni olarak, bu iki kişiyi göstermek yanlış… Yanlışları paylaşan ve neredeyse yangına körükle giden bir çevreyi görmezden gelmek yanlış!

★ ★ ★

Bir büyük yanlış da, RP ile ilgili..

Tarihi 25 Aralık 1995’ten sonra başlatırsanız; RP’yi Avrupa’daki Hıristiyan demokrat partilerin İslam toplumuna uyarlanmışı sanabilirsiniz. Ama RP’nin 30 yıllık geçmişi mi önemli, yoksa 30 günlük söylemi mi?

RP bu kadar kısa sürede “mucizevi” bir biçimde değişmiş ise; niçin Meclis Başkanlığı’na başkasını değil de Aydın Menderes‘i aday gösterdi? Soyadından dolayı mı, yoksa ”Artık dinin siyasete değil, siyasetin dine uydurulma zamanı gelmiştir” dediği, diyebildiği için mi?

Daha önce de yazmıştım… Elbette ki, Erbakan‘ın başbakan olması bu ülkede çok şeyi -bir anda- değiştiremez. Ne ekonominin yönü değişir, ne de dış siyasetin.

Hatta iktidarda olmak RP’yi daha gerçekçi, daha ılımlı bir çizgiye de çeker. Ve üstelik, belki yıpranmasına da katkıda bulunur. Öyleyse Hoca ve arkadaşları, niçin yarım-yamalak bir iktidar uğruna “her ödünü” vermeye hazırlar? Devleti “içten ele geçirme” sürecini hızlandırmak için!.. Yarının “tam iktidar”ına giden yolu “güvence altına” alabilmek için!

Çiller ile Yılmaz, sadece bir karış ötelerini düşünüyorlar. Erbakan ve arkasındaki güçler ise çok çok uzakları, yarınları… Bunu görmemek için ya “cahil” ya “gafil” ya da “hain” olmak gerekir!

★ ★ ★

Ne yapmalı?

Sayın Demirel‘in sık sık yinelediği gibi, “abesle iştigal” etmemeli!

İki sol partiden birisinin dışarıdan destek vereceği bir ANAYOL hükümetinden başka, “aklıselime uygun” çözüm bulunmadığı unutulmamalı!

Bu gerçek bir kez kabul edilirse, çözüme götürecek formül de “mutlaka” bulunur.

Ülkenin varoluş nedeni partiler, partilerin varoluş nedeni de genel başkanları değildir. Partiler demokrasisini “genel başkanlar demokrasisi” maskaralığına çevirmenin de bir “tahammül sınırı” vardır.

Oyun kabak tadı vermeye başlayınca, seyirci kalmaz. Seyircisiz de oyun olmaz.

Üstelik demokrasi, halkın seyirci olduğu bir oyun değildir. Halkın katıldığı bir oyundur.

“Halksız demokrasi”yi giderek “haksız demokrasi”ye çevirirseniz, yaşamaz… Yaşayamaz!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: