Yazı Hakkında

Başlık:Ali’ler Tükenmedikçe…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:20 Haziran 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ali’ler Tükenmedikçe…

Masalların önemli bir işlevi vardır. Gerçeklerden bunalan insanları rahatlatır. Dinlendirir. Karamsarlıkları uzaklaştırır… Bazen de yeni ufuklar açar.

Masalsız büyüyen çocuk sağlıklı olmaz.

Bazı gerçekler masallarda gizlidir… Bazen de masalın kendisi gerçektir. Tıpkı Ali’nin öyküsü gibi…

***

Kahramanımız Ali: bir düş ürünü değil, gerçek.

Tam adı Ali Karlık. İlkokul öğretmeni… Öyküsü ise Denizli ili Kale ilçesi Kayabaşı Köyü’ndeki tek derslikli bir ilkokulda başlar.

Büyük bir suç işler. Köylü çocuklarıyla bir olup gazete çıkarır. İki yaprak, dört sayfalık bir gazete… Şiirler, öyküler, bulmacalar, bir iki de yazı.

Soyadı Çiller olanlar, soyadı Erbakan olanlar, İstanbul’un göbeğinde küçük İran’lar yaratanlar, şeriat bayrağı açıp yürüyenler, yasaları uygulamayanlar, bu işe çok bozulurlar. Bu kendini bilmezin aklını başına getirmeye karar verirler.

Belki de kimileri, Köy Enstitüleri’nin hortlamakta olduğunu sanırlar.

Neyse ki araya bir iki hayırsever girer. Yol yordam gösterirler ve Ali Hoca’yı “bu seferlik” kurtarırlar.

Ama kahramanımız Ali, inanmıştır bir kere.

Özgürlüğe, sevgiye, laikliğe, demokrasiye, Atatürk‘e…

Yasal eksikliğini giderip, yoluna devam eder. Gazetesini yayımlamayı ve yurdun dört bir yanına dağıtmayı sürdürür.

Uslanmaz. Köy çocuklarıyla tiyatro yapmaya başlar… Alır çocukları Denizli’ye, Ankara’ya, İstanbul’a götürür. Temsiller verdirir.

Onları seyredenler heyecanlanır… “Kocaman kocaman adamlar”, yaşlı gözlerle Ali’nin, çocuklarının boyunlarına sarılırlar. Kimisi yeni Tonguç‘ların yeşermekte olduğunu düşünür, mutlanır.

Ali’nin yaptıkları yasaldır, ama “kabahat”tir. Ve Ali bu kez de tutturur, “Köyüme bir ilköğretim okulu yapacağım” diye.

Civar köylerin çocukları da gelir, burada sekiz yıl eğitim görürler… Şehir uzak!..

Köylüleri toplar, konuşur. Sağdan soldan yardım ister. Gazetesi ile her yere haberler salar… Ve kolları sıvar.

Kimisi üç beş kuruş verir. Kimisi taş taşır. Kimisi kum getirir.

Temel atılır sevinçle, umutla… Tam duvarlar yükselecekken, eline sarı bir zarf tutuştururlar. Sürgün yer, vurgun yemişe döner. Konya’nın bir köyüne postalanır.

Köyün tek sağlık görevlisi olan eşini, küçük çocuğu ile bırakır.

İnancını “yeni ufuklar”a taşımak üzere yollara düşer..

***

Öykümüz burada biter, ama masalımız bitmez. Çünkü o masal bir gerçektir.

“Ali’nin öyküsü”nü, ADD İzmir Şubesi’nin bir yayınında, Şahin Demirel’in kaleminden okumuştum. İstedim ki karamsarlığın yaygınlaştığı bir ortamda, başkaları da okusun… Okusun da kendini “çaresiz” hissetmesinden dolayı, karamsarlığından dolayı
mahcup olsun!

Ve Ali’nin öyküsünü yazarken Sayın Türkan Saylan‘ın bana ilettiği bir bildiri takıldı gözüme. Tam 175 sivil toplum örgütünün altında isminin olduğu bir bildiri…

İşçi ve esnaf konfederasyonları, meslek odaları, sanat örgütleri, dernekler, sendikalar, kooperatifler, vakıflar… İlan ediyorlardı:

“Ülke çapındaki şubelerimizle birlikte, cumhuriyetimizi temel ilkeleriyle korumak doğrultusundaki kararlılığımızla, güç ve eylem birliğini gerçekleştirdik!..” Özellikle DYP milletvekilleri, TBMM’nin “kutsal” olması gereken çatısı altında bir oyun oynuyorlar. Giderek çirkinleşen, tiksindiren bir oyun… O oyunun çirkinliğini, Ali’nin köylü çocuklarının oyunu örtüyor.

O oyunun yarattığı umutsuzluğu, 175 örgüt siliyor. Ve parlamento kulislerinde yok olan demokrasi, toplumun bağrında yeniden doğuyor!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: