Yazı Hakkında

Başlık:Almanya’dan Sorular…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:17 Mayıs 1995, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Almanya’dan Sorular…

Almanya’nın dört bir yanından gelmiş Türklerle bir seminerdeydim.

Gelenler gençlik ve işçi temsilcileriydiler. Konu “Atatürk İlke ve Devrimleri” idi. Düzenleyen de Dursun Atılgan‘ın genel başkanı olduğu, Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği’ydi.

Derneğin şubeleri Almanya’da hızla yaygınlaşırken giderek İsviçre’ye de sıçramıştı. İmparatorluktan cumhuriyete geçiş nasıl bir ortamda gerçekleşmişti? Kemalist ilkeler “güncel koşullar içinde”ne anlam taşıyordu? Prof. Ünsal Yavuz’la birlikte önce anlattık, sonra da tartıştık… Soruları yanıtladık.

Extertal adlı çok şirin bir kırsal alanda, iki gün süren bu yoğun etkileşim, bizim için de çok ilginç oldu. Yurda binlerce kilometre uzaklıktaki sorular, ne daha az gerçekçi ne de çok farklıydı.

Bir genç sordu:

– “Yeni dünya düzeni’nin “ulus-devlet”e karşı olması sizin yorumunuz mı, yoksa somut bir olgu mu?

“Küreselleşme”nin, aslında yeni emperyalizmin adı olduğunu anlatmaya çalıştım.

Uluslararası tekellerin önündeki tek engel ulusal ekonomiler değil mi? Özelleştirme ideolojisi bu engeli kaldırmayı amaçlıyor. Ancak ulusal devletler, emperyalizmin yeni biçimine direnebiliyor. Ve kendileri üst düzeyde bütünleşmeye giden büyük devletler, “etnik milliyetçilik” akımlarını körükleyerek
ulusal devletleri yıkmaya çalışıyorlar.

Yeni dünya düzeninin Kemalizmden rahatsız olmaması olanaklı mı?

Böl ve yönet!” tarih kadar eskidir… Amaç aynı, değişen sadece kılıf.

Bizde Kemalizmi yadsıyan “solcu “lar, dünden bugüne çok değiştiler. Ama “enternasyonal “cilikleri hiç değişmedi… Eskiden “uluslararası sosyalizmden yanaydılar. Şimdi de “uluslararası kapitalizm “in savunucusular.

Dinleri ile birlikte kâbeleri de değişti. Ama keskinlikleri değişmedi.

Eskiden “enternasyonalizm”i dillerinden düşürmezlerdi; şimdi de “globalleşme”yi düşünmüyorlar. Eskiden Moskova’da üretilmiş düşünceleri yinelerlerdi; şimdi de Vaşington’daki sesleri papağancaya çeviriyorlar.

“Ulusal” olmayan sol, “uydu sol”dur.

Yani “sol” değildir!

★★★

Bir genç sordu.

Milliyetçilik sözcüğünü ülkücüler çok yıprattılar. Kendimizi onlardan ayırmamız için “yurtsever”liği kullanmak daha doğru olmaz mı?

Kendisine, 12 Eylül’ün “devrim” ve “devrimcilik” sözcüklerini niçin yasakladığını anımsattım. Marmaris’teki adam ve arkadaşları da “devrimciliği” bir avuç teröristin yıprattığını düşünüyorlardı. “İnkılap” ve “inkılapçılığı” seçtiler.

İyi mi ettiler?

Milliyetçilik sözcüğünden hoşlanmayan, “ulusalcılık”ya da “ulusçuluk” sözcüklerini kullanabilir. Ama asıl önemli olan, sözcüklere verilen içeriktir.

Eğer siz ulus kavramını “ırk”a ya da “din“e dayandırıyorsanız; adına ne derseniz deyin sağcısınız demektir. Ama ulus anlayışınız “kültür”e dayanıyorsa, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasındaki “dayanışma “ya dayanıyorsa; solcu sayılırsınız, İlerici sayılırsınız.

Kemalist sayılırsınız!

“Ulus” Moğolcada, ırkına ya da dinine bakılmaksızın, aynı topraklar üzerinde yaşayan bütün “boy”ların, bütün insanların toplamının adıdır… Tıpkı Kemalizmde olduğu gibi.

★★★

Bir işçi sordu:

Kafalar karışık. Herkes değişik bir yol öneriyor. Türkiye ve Türk solu için çıkış yolu nadir?

Bu sorunun yanıtını kısa verdim:

Ecevit ‘in önderliğindeki CHP, Atatürk zamanında var olmayan bir İlerici gücü, işçi sınıfını Kemalizme kazandırarak büyümüştü. Kemalizmi 1970‘lerin koşullarına taşıyarak başarıya ulaşmıştı. Şimdi yapılması gereken de Kemalizmi 2000’li yılların koşullarına taşımaktır!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: