Yazı Hakkında

Başlık:Ankara’da Renkli Günler
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:28 Nisan 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ankara’da Renkli Günler

– Atatürk ne diyordu: “Musiki hayatın kendisidir”. Yeni bir hayat, yeni bir yaşam biçimi içindi bu. Yoksa Türkler daha iyi eğlensin, daha iyi müzik dinlesin diye değil… Sonradan her şeyi geri alınmaya başlandı. Ve devrime nereden başlandıysa, oradan devrilmeye çalışıldı!..

Anadolu dergisindeki söyleşisinde. Prof. Ersin Onay birkaç tümce ile bir büyük gerçeği anlatmış.

Kemalist Devrim bir bütündür. Ve Atatürk’ün
müzikteki atılımı da o bütünün çok önemli bir parçasıdır.

Bugün Ankara’da “sanatın içine tüküren” bir
belediye başkanı var. Ama o devrime katkıyı inanç
ve inatla sürdüren uluslararası bir müzik şenliği de
var.. Ulusal ile evrenseli bütünleştiren..

**

Mülkiye’deki öğrencilik yıllarımızdaydı.

Gitarının eşliğindeki sımsıcak bir erkek sesinden
dökülen Fransızca tümcelerin anlamını sökmeye
çalışırdık. Tam sökemesek de hüzünlenirdik dinlerken:

“J‘ai quitte mon pays/J’ai quitte ma mer bleu…”
Ülkesini, mavi denizini terk etmiş, yitirdiği yurdunun kızlarından söz eden bir şarkıcıydı bu. Bir ayağı Doğuda, ötekisi Batı’da… Cezayir doğumlu bir Fransız.

Yıllar geçti aradan.. Paris’te üniversite hastanesinde yattığım günlerde küçük radyomdan bana yaşam sevinci veren de gene aynı sesti:

“Vons ies femmes…”

İlkokul öğretmeni.. Duygulu ve insancıl.. Oldukça Fransız, biraz da Arap…

Enrico Maclas az çok da bizden gibiydi.. Bir özlemdi bitmeyen..

Bu yıl And Vakfı’nın Ankaralılara sunduğu müzik şöleninde o da var., klasik müziğin görkemli temsilcileri de., dans da., caz da.

Ve ben hepsini de ayrı ayrı seviyorum. Tıpkı Dede Efendi’yi, Âşık Veysel’i ve Sezen Aksu’yu da sevdiğim gibi.. Ve sevgi yelpazemin genişliğinden
dolayı kendimi çok şanslı sayıyorum.

*★*

Atatürk’ün başkentinin müzik şöleni, bu akşam
Fransız Ulusal Orkestrası ile açılıyor. 120 kişilik orkestranın solisti Fazıl Say.

Şölenin kapanışını ise İdil Biret yapacak.. Liege
Filarmoni Orkestrası ile.

Arada kimler yok ki!

King’s Consort ve trompetçi Cristian Steele Perkins.. Milli Reasürans Oda Orkestrası ve Arto Noras. Akbank Oda Orkestrası ve Nicola Loud…

Bariton Mesut İktu ve piyanist Sergei Gaurftov,. Soprano Sibel Jagoda ve piyanist Anatol Jagoda. Francisco ve Manuel Cuenca piyano-gitar ikilisi.. Uto Ughi.. Ve “Trio Arthur Grurniaux”.

Beyaz Rusya’dan Kamepata vokal grubu.. Italyan Aterbailetto ve İsrail Balesi..

Aziza Mustafa Zadeh’ın sağlık nedeniyle gelememesi bir talihsizlik. Ama Audio Fact da cazseverler için kaçırılmaması gereken bir-müzik playr…

İki Ankara var.

Birincisi para ile yönlendirilen yoksul bir kesimle, devrimi içine sindirememiş olanlar cephesinin Ankara’sı.. İkincisi ise Atatürk’ün Ankara’sı.

Er ya da geç.. Savaşımı elbette ki bu ikinci Ankara kazanacak!

On bin kişinin izlediği “9. Senfoni” konserleriyle..

Kırk bir, kişinin izlediği Hipodrom konserleriyle…

Kalelerini Anadolu içlerine kadar dikmekte kararlı olan Opera ve Balesiyle.. Devrimin sesini Batman’da, Şımak’ta, Urfa’da dinleten Bilkent Orkestrası ile.. Tiyatrolarıyla.. CSO’suyla.. Konservatuvarlarıyla.. Ve Uluslararası Ankara Müzik Festivali ile..

Elbette ki kazanmakta ve kazanacak olan Atatürk’ün Ankara’sıdır!

Çünkü aydınlık her zaman karanlığa üstün gelir.. Güzel de her zaman çirkine!

***

Yer, Urfa…

Bilkent Senfoni Orkestrası konser veriyor..

Ve çocuklarıyla birlikte oturan bir sade yurttaşa
gazeteci soruyor:

– Sen bu konsere niye geldin? Ne anlarsın bundan?

– Benim kafam basmaz. Ama bebeleri getirmişem, onların ilerde kafası bassın diye..

18 bin köylü çocuğu, bugün niçin Ankara’nın Fazilet Partili belediye başkanızdan bir çağ boyu ilerde, biliyor musunuz? Köy enstitülerinde yetişirken
çoksesli müzik öğrenip Şekspir oynadıkları için!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın