Yazı Hakkında

Başlık:Askerler Değişti, Ya Siviller?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:28 Kasım 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Askerler Değişti, Ya Siviller?

Bir yıl kadar önceydi. Üst düzey bir askeri yetkili, bir Cumhuriyet yazarına şöyle demişti:

– Dikkat edin! Bugünkü komuta kademesi 12 Eylül’ün komuta kademesi değildir…

MGK -askerlerden gelen istek üzerine- 28 Şubat
kararlarını aldı. Birkaç ay sonra kuvvet komutanları görevlerini devretti. MGK -gene asker üyelerin
önerisi ile- 31 Ekim tarihinde “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”ni kabul etti.

Komutanlar değişti, tutum değişmedi.. Gelişti, netleşti.

Ve Güneydoğu’yu gezen numaracı, cumhuriyetçi ve şeriatçı kalemler bile bir gerçeği yüksek sesle
dile getirmek zorunda kaldılar.

– Generalinden astsubayına kadar, ordu çok değişmiş… Askerlerin niteliği çok çok yükselmiş!

Askeri okullarda ve özellikte de Harp Akademileri’nde konferans veren sivillerin çoktan farkettikleri
bir gerçekti bu… Ordu karşıtları da sonunda anladılar.

★★★

28 Şubat kararları, askerlerin laiklik karşıtı tehlikeyi “irtica” olarak ilk sıraya koyduklarını gösteriyordu.. “Bölücü” tehditle aynı sıraya.

31 Ekim kararları bursa iki önemli ekleme yaptı. İlki şu:

“Türk milliyetçiliği bazı kesimlerce ırkçılığa döndürülmek istenmektedir. Ülkücü mafya bundan yararlanmak istemektedir. Bu da bir tehdit unsuru
oluşturmaktadır.”

İrtica… Irkçı milliyetçilik… Ülkücü mafya…

Bunun anlamı açıktır. 12 Eylül’de resmi ideoloji
olan “Türk-İslam sentezi” ordu artık kabul etmemektedir… Hatta daha da öte, “tehlike”saymaktadır çetelerin üzerine gidilmesini istemektedir.

“Ilımlı İslam “ı da, “Türk-İslam sentezi”ni de 12 Eylül’cülere telkin eden ABD servisleri idi… Askerler
gitti, Özal geldi. Aynı servisler bu kez de “ikinci
cumhuriyet” ideolojisini, “globalleşme” ile bütünleşmiş olarak Türkiye’nin gündemine sokmaya çalıştılar.

Ama oyun tutmadı.

Ve sağ basın, yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni, çok özlü bir biçimde -ve de doğru olarak- yorumladı:

“Sağ ile devlet arasında radikal bir kopuşun habercisi…”

31 Aralık kararlanndaki ikinci önemli ekleme ise
Şöyle:

“Kamusal alana kaymamak koşuluyla, mahalli ve
kültürel özelliklerin geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. ”

Bunun anlamı da çok açıktır.

Resmi dilden ve ulusal eğitimden ödün vermemek… Ama, yerel kültürel özelliklere ve dolayısıyla etnik kimliklere özgürlük tanımak.

Yani kamusal alanda “ortak özellikleri” vurgulamak ve kurumsallaştırmak… Ama özel alanda insanları serbest bırakmak. rahatlamalarını sağlamak… Ve
bir konuyu içte ve dışta “istismar” edilir olmaktan
çıkarmak.

Asker giderek kendini daha iyi yetiştiriyor. Çağını, dünyayı ve toplumunu daha iyi anlıyor. Daha demokratik düşünüyor. Çözüm araştırıyor. Gerçekçi, açık bir tutum takmıyor..

Ve sivillerden de -haklı olarak- aynı şeyi bekliyor.

Silahlı eğitim yapılan ülkücü “komando kampları” Demirel in başbakanlığı döneminde kurulmuştu… Devletin gözetiminde ve desteğinde.

Türkiye’nin geleceğini imam okullarında yetiştirilen gençlere emanet etmeyi savunan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay asker kökenliydi. Tıpkı “Türk İslam sentezi”ni resmi ideoloji yapan General Evren gibi…

Ama şimdi o asker-sivil karması aymazlık çizgisinin çok ötesinde bir ordu var önümüzde… Türkiye’yi çıkmaza sürükleyen sivillerden hızla farklılaşan bir ordu…

Bugünün askeri acaba niçin 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün askeri değil?

Hem o acı geçmişlerden yeterince ders aldıkları
için… Hem de dünyanın ve Türkiye’nin koşulları
değiştiği için…

Türkiye 1980’in Türkiyesi mi ki, asker 1980’in askeri olsun!?

Asker değişti… Ve değişmemekte direnen, kişiliklerini aşamamış siyaset adamlarımız yüzünden,
sivillerle arayı açtı…

Şimdi sıra sivillerde!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: