Yazı Hakkında

Başlık:Atatürk, Devrim ve Gençlik…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih: 20 Mayıs 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Atatürk, Devrim ve Gençlik…

Atatürk niçin devrimini gençliğe “emanet” etti?
Bunun bir genel, bir de özel nedeni var.
Bir kere, Atatürk “katılımcılığa” inanıyordu. Katılımcılık demek,
katılan her toplum kesiminin gücünden, olanaklarından yararlanmak
demekti.
“Çocuk bayramı” yaptı, geleceğin sorumluluğu daha küçük
yaştan duyulabilsin diye… Kadınları “etkin yurttaş” yapmak için ilk
adımları, düşmanın nal sesleri Ankara’dan duyulurken attı…
“Halkçılık” ilkesi içinde köylü büyük önem taşıyordu. O çizgi giderek
“Köy Enstitüleri”ni yarattı. Birkaç yıl içinde, çok değerli bir
“kuşak”, Türk yazınına da toplumsal uyanışa da büyük katkılarda
bulundu.
“Halkevleri-Halkodaları” hep “katılımcı” bir bütünün parçalarıydılar.
Ama bu bütünün içinde, gençliğin yeri çok çok “özel”di!

★★★

Atatürk, “sürekli devrim” anlayışına sahipti.
En ileri kurumların bile, günün birinde koşulların gerisinde kalacağını
biliyordu. En ileri devrimin bile, günün birinde “düzen”e
dönüşeceğinin bilincindeydi.
Tıpkı, en ileri devrimcilerin bile, günün birinde “düzen savunucusu”
olmalarındaki kaçınılmazlığın bilincinde olduğu gibi!..
“Sürekli devrim”, sürekli ileriden yana olmak demekti. Bunun
için de, “sürekli devrimci”nin çıkarlarının hiçbir zaman “düzen”le
bütünleşmemesi gerekiyordu, bir… Yeniliklere “uyum” gücü gerekiyordu,
iki…
Bu iki nitelik ise sadece ve sadece “gençlik”te vardı!
Ailesel sorumlulukların, siyasal, toplumsal, ekonomik yetki ve
olanakların dışında bir güçtü gençlik… Çıkarları ve sorumlulukları
elini kolunu bağlamıyordu.
Her yenilik bir “uyum” sorunu getirirdi. Her uyum sorunu da
“enerji” gereksinmesini…
Gençliğin ne eskiye alışkanlığı ne düzenle çıkar bağları, ne de
yeniye uyum için enerji noksanlığı söz konusuydu.
Üstelik, gençlik, sürekli yenilendiği için kurumsallaşamayacak,
kalıplaşamayacak bir toplumsal güçtü!

★★★

Tarih, 5 Şubat 1933..
Bursa Ulucami’de toplanan yüz kadar “gerici”, Türkçe ezan
karşıtı bir ayaklanma girişiminde bulunur. Bastırılır.
Çekirge yolundaki bir köşkte, akşam yemeği sırasında olay Atatürk’e
anlatılırken, birisi şöyle diyecek olur:
“Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıta ve adliyeye
olan güveninden ötürü…”
Atatürk, sözünü keser:
“Türk genci devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların
lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Bunları
zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı duydu mu, bu
memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi
vardır.. demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla,
sopa ve silahla…. Nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.”
“Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır.
Genç, polis henüz devrimin ve cumhuriyetin polisi değildir
diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum
edecektir. Yine düşünecek, demek adliyeyi de düzeltmek
lazım, diyecektir.”
“Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla
beraber; bana, İsmet Paşa’ya, Meclis’e telgraflar yağdırıp, haklı
ve suçsuz olduğu için serbest bırakılmasını, korunmasını istemeyecek.
Diyecek ki: Ben kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve
hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu
haksızlığı meydana getiren nedenleri düzeltmek de benim vazifemdir…”

★★★

Tarihte, bu sözleri söyleyebilecek başka bir devrimci tanıyor
musunuz?
Hitler ve Mussolini, kendilerini iktidara taşıyan gençliği, “inançlarına
sadık kaldıkları” için ezip geçmişlerdi… Benzer örnekler,
devrimler ve karşı-devrimler tarihinde çoktur.
Ama geleceğin siyasal iktidarlarına güvenmeyip, gençliğe böylesine
“sınırsız” bir güven besleyen, böylesine “açık çek” veren
bir devrimci yoktur! Ve Atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de
gençlik konusunda haklı çıkmıştır!
Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”ni herkes bilir. Ama yukarıda sözünü
ettiğim “Bursa Nutku”nu çok kişi bilmez… (Tıpkı, doğum gününü
bilmeyen Atatürk’ün, doğum günü olarak kendine 19 Mayıs’ı
seçtiğinin de fazla bilinmemesi gibi…)
Dün, Atatürk’ün doğum günü ve “Gençlik Bayramı” bir aradaydı.
“Ebedi genç” Atatürk’ü, bir kez daha sonsuz bir sevgi ve saygı
ile anmamak olanaklı mı?!.. (Gençler için ve daima genç kalmış
devrimciler için…)

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın