Yazı Hakkında

Başlık:Atatürk Diktatör müydü?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:19 Mayıs 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Atatürk Diktatör müydü?

1919 Versailles Barış Anlaşması yapılırken Alman he-
yetinde ünlü toplumbilimci Max Weber de vardı. Ve de-
mokrasiden ne anladığını o toplantıda şöyle anlatıyordu:

“- Demokraside halk, güvendiği bir önder seçer. Seçi-
len önder ‘Şimdi sesinizi kesin ve bana itaat edin’ der.
Artık halk ve parti onun işine karışamazlar.”

1930’lara gelindiğinde Avrupa’da ‘demokratik’ sayıla-
bilecek sadece yedi ülke vardı. Onların içinde yer alan
Fransa da bir süreç içinde hızla faşizme kaymaktaydı.

Zaman demokrasilerin aleyhine, baskı rejimlerinin le-
hine gelişiyordu. Faşizm Türk aydınlarını da etkilemek-
teydi.

CHP Genel Sekreteri Recep Peker, İtalya gezisinin
hemen sonrasında, Atatürk’ün partisini de faşist modele
göre yeniden yapılandırmak için bir tasarı hazırladı.
Herkesin beğendiği bu tasarı onay için önüne geldiğin-
de, Mustafa Kemal’in gösterdiği tepki ünlüdür:

“-İsmet Paşa bu saçmaları herhalde okumadan imza-
lamış olacak!”

★★★

Tarihsel olgular, ancak dönemlerinin koşulları içinde
değerlendirildiğinde bir anlam taşırlar.

Belirli bir anda belirli bir toplumdaki yönetim biçimi de
ancak iki türlü değerlendirilebilir: Ya aynı toplumda da-
ha önce var olan yönetim biçimi ile karşılaştırılarak ya
da aynı dönemdeki başka toplumların yönetim biçimle-
riyle karşılaştırılarak.

Bu nedenle de 19 mayıs tarihine rastlayan bugünkü
yazıma, bir tarihçi dostumu konuk etmek istedim. Prof.
Sina Akşin’in “Gündüz Ökçün’e Armağan” kitabındaki
‘Atatürk Döneminde Demokrasi’ incelemesi, Cumhuri-
yet okurlarının bilgisi dışında kalsaydı, doğrusu yazık
olacaktı.

Atatürk yönetiminin, kendinden önceki Osmanlı yöne-
timine göre çok daha demokratik ve çok daha halkçı ol-
duğu ortada. Ama Akşin, o bilineni bir yana bırakıp Ata-
türk dönemini o dönemin Avrupası ile karşılaştınyor. Ve
şu sonuca varıyor:

“Bugün demokrasimiz, Atatürk döneminin attığı, İnö-
nü döneminin pekiştirdiği sağlam temeller sayesinde
Atatürk döneminden çok daha ileridedir. Atatürk döne-
mine göre bugün daha demokratız, ama Atatürk dönemi
Avrupa ortalamasından daha ileriyken 1945’ten beri o
ortalamanın gerisindeyiz. Mutfak olarak ilerledik, ama
Avrupa’ya göre geriledik.”

★★★

Mustafa Kemal, halk tarafından seçilmeyi ve -Özal’-
dan Demirel’e ağızlar sulanarak düşü görülen- ‘başkan-
lık sistemi’ni niçin istemedi? TBMM Genel Kurulu, cum-
hurbaşkanlığı süresinin 7 yıl olmasını, cumhurbaş-
kanının (yani M. Kemal’in) Meclis’i dağıtma yetkisine
sahip kılınmasını ve başkomutanlık yetkisi taşımasını
acaba nasıl reddetti?

Hitler döneminin Almanya ve Avusturyası’nı terk eden
142 bilim adamı, niçin Batı’nın gelişmiş ve varlıklı ülkele-
ri dururken Türkiye’ye gelmeyi tercih ettiler? Birçoğu
dünya çapında olan bu solcu ya da Yahudi bilim adamla-
rını güç koşullar içindeki bir geri kalmış ülkede on yılı
aşkın süre hizmet etmeye iten gerekçe acaba neydi?

Atatürk, resmi ya da özel hiçbir dış geziye çıkmadığı
halde; dünyanın birçok tanınmış devlet adamını, yoksul
bir ülkenin devlet başkanını ziyaret etmek için kuyruk
yapmaya iten koşullar neler olabilirdi? İngiliz kralından
İsveç veliahtına, Voroşilov’dan Fransız başbakanına ka-
dar, acaba bir diktatörü görebilmek için mi Türkiye’ye
gelmişlerdi?

Sina Akşin’in de anımsattığı gibi 1920’lerde eski dün-
yada Avrupalı olmayan ve bağımsız kalabilmiş dört ülke
bulunuyordu. Ama Türkiye dışında kalan Çin, Habeşis-
tan ve İran zaman içinde istilaya uğradılar. Mussolini’-
nin bir demeci, bu ortamda Türkiye’de tedirginlik yarat-
mıştı. Bunun üzerine Mussolini, Türk büyükelçisine he-
men şu mesajı verdi:

“-Türkiye, bu kapsamın dışındadır. Zira bir Avrupa ül-
kesidir.”

İtalyan diktatörünün bu düzeltmeyi yapmak gereğini
duyduğu koşullarda, 60 yıl öncesinin Türkiyesi, acaba
niçin bugünkünden daha Avrupalı sayılıyordu?

★★★

Sorular çok. Tarihsel gerçeklere saygısızlık ederek
Mustafa Kemal karşıtlığı yapanların verebilecekleri
‘inandırıcı’ yanıt ise yok.

Üstelik Atatürk sıradan bir ‘liberal demokrasi’ anlayı-
şına da sahip değildi. ‘Katılımcı-sivil toplumcu’ bir de-
mokrasiye inandığının somut kanıtlarını vermişti.

Ona da bir başka vesileyle değineceğim.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: