Yazı Hakkında

Başlık:Atatürk Üzerine “Cevher”ler!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:25 Nisan 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Atatürk Üzerine “Cevher”ler!..

Kültür Bakanı’nın “Baş Danışmanı” olmakla övünen “Zat’ı Muhterem” gene kolları sıvamış… “Çoğulcu” kültürümüze çok değerli katkılar yapmak için mi?

Hayır!

Kemalizmin “sol” ile ilgisi olmadığını; “militarist” bir ideoloji sayılması gerektiğini; ve de “demokrasi” ile uzaktan yakından bağlantısı bulunmadığını kanıtlamak için…

Fakat tam bu “sav”ları kahramanca savunurken, üzücü ve aynı zamanda “zamansız” bir olay oldu. Sayın Özal öldü.

Yukarıdaki düşünce sahibinin bazı ülküdaşları, başladılar Özal’ın “Atatürk’ten sonraki en büyük devrimci” olduğunu savunmaya…

Şimdi aralarındaki hesaplaşmayı bekliyorum. Bir karara varmaları gerekiyor: Acaba Atatürk’ü küçültme çabaları mı yanlış, yoksa Özal’ı ona benzetmeleri mi?

Kimbilir, Sayın “Baş Danışman” bir bakarsınız, Rahmetli Özal’ın Atatürk’ten sonra ikinci sıraya konmasına da “müthiş” tepki gösterebilir…

★★★

Şair ne güzel söylemiş: “Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?”

Demek ki Kemalizmin “solculuk” ile ilişkisi yok, öyle mi?,.

Solculuğun bütün dönemler ve bütün toplumlar için geçerli, iki ‘evrensel’ ölçütü vardır: Toplumsal olanakları artırıcı atılımlardan yana olmak, bir.. O artan olanaklardan toplumun daha geniş bir kesimini yararlandırmaktan, yani daha hakça bir paylaşımdan yana olmak, iki…

Bu hedeflere yönelik bütüncül yapısal dönüşümleri gerçekleştirmek ise, devrimciliktir…

Kemalizm sadece “yeni insan”ı yaratmadı, aynı zamanda “başdöndürücü” bir sanayileşme sürecini de başlattı.

1929-1939 arasındaki on yılda dünya sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye’de sanayi üretimi artışı yüzde 96’yı buldu.

Üstelik de, Türk işçisi, Batı’da kuşaklar boyu dökülen kanlar pahasına elde edilen tüm sosyal ve siyasal haklara, burnu bile kanamadan kavuştu…

Ve fiyatlar 33 kat artarken, “asgari ücret”i bile sadece 25 kat artıran, kamu görevlisinin aylığını ise ancak 13.5 katına çıkaran Özal “büyük devrimci”, ama Atatürk “solcu” bile değil (!)..

Böyle yazara, bilim adamına, “Baş Danışman”a koca bir “Bravo” denmez de ne denir?!..

★★★

Demek ki Mustafa Kemal “militarist”(yani askerci) bir ideolojinin kurucusu, öyle mi?

Hani şu, İttihat Terakki’nin 1909’daki ünlü Selanik Kongresi’nde, “Ya üniformalarınızı bırakın, ya siyaseti” diye haykıran Mustafa Kemal…

Batılı sivil devlet başkanlarının, çağdaş kralların, general giysileri ile caka sattıkları bir dönemde; Cumhurbâşkanı seçildikten sonra, savaş alanlarında kazandığı mareşal üniformasını bile dolabından çıkarmayan Mustafa Kemal…

Bir ideolojinin temel özellikleri ile, belirli koşullarda o idolojiye destek olmuş güçlerden birisini karıştıran öğrenciye ben kolay kolay sınıf geçirmem… Ama bu, onun köşe yazarı ya da “Baş Danışman” olmasına demek ki engel değilmiş…

★★★

Ve gelelim Kemalizmde “demokrasi”nin bulunmadığı “cevheri”ne…

Acaba şu sözler Atatürk’e değil de, “özköşk” yazarlardan birisine mi ait: “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi refah meselesi değildir. Böyle bir nazariyat, vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını uyutmayı amaçlar. Bir ulusu oluşturan bireylerin her çeşit özgürlüğü güven altında bulunmalıdır.”

“Halkevleri”nden “Köy Enstitüleri”ne, Türk Dil Kurumu’ndan “kadın hakları”na kadar; “demokratik ve katılımcı” bir kültür yaratmak için savaşım verenler kimlerdi?

Geleceğin siyasal çoğulculuğunun tohumlarının “tek parti” içinde yeşermesini sağlayan Mustafa Kemal değil miydi?

“Muhalefet yaratmak” için kendiliğinden girişimde bulunan  “demokrasi karşıtı” bir rejim tarihte var mıdır?

Ve de Mustafa Kemal, amacının demokrasi olduğunu açıkça söylemişken; demokratik kültür ve demokratik kurumların oluşumu için çok köklü adımlar atmışken; sonuçta da, giderek gelişen bir demokrasiyi kuran tek “Müslüman” toplum ortaya çıkmışken; “Kemalizmin
içinde demokrasi yoktur” diyebilen bir “bilim adamı-yazar-başdanışman” acaba tanıyor musunuz?

★★★

Bu “cevher”ler, bir siyasal partimizin kendi ideolojisini geliştirmek amacıyla yaptığı bir toplantı vesilesiyle dile getirilmiş…

Hemen önyargılı davranıp, “RP mi, DYP mi, ANAP mı” diye sormayın…

Toplantıyı düzenleyenler, SHP’nin “çok bilinçli” İstanbul örgütü yöneticileri…

Sosyal demokrasi ve Kemalizm karşıtlarından “ışık” bekleyen “sosyal demokratlar”a (!) diyecek tek bir şey kalıyor: Hayırlarını görün!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: