Yazı Hakkında

Başlık:Atatürk ve Din
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Kasım 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Atatürk ve Din

Yıl 1926.. Yer, Trabzon’un Kavaklı Meydanı Ortaokulu..

Birinci sınıfın kapısı açılır ve Atatürk görülür. Yanında ünlü din adamlarından Tevfik Hoca vardır. Hoca’ya “Buyurunuz” diye yol gösterir.

Hoca, “Önce siz buyurunuz paşam” diye saygıyla eğilir. Ama Atatürk kabul etmez. Etrafındakilere birlikte girerler. Dersin konusu “Sireti Nebi ve Kuran”dır.

Atatürk bir öğrencinin Kuran okumasını ister. Bu görev de, daha sonra öğretmen olacak olan Hakkı Okan’a düşer . Atatürk dinler ve okunan suredeki “Semiübasir” sözcüğünün “tecvit”teki anlamını sorar.

Sonra dersi veren Vasıf Hoca’ya döner. “İnşirah Suresi”ni okumasını ve yorumlamasını rica eder.Ama Hoca, sıra yoruma geldiğinde ezilip büzülür:

– Yanımda yorum kitabı yok.

Atatürk’ün kaşları çatılır. “Birkaç satırlık bir sureyi yorumlamak için, yorum kitabına ne gerek var” der. Sureyi “tecvit” kurallarına uyarak kendisi okur.
Herkesin anladığı Türkçe sözcüklerle yorumlar. Ve Vasıf Hoca’ya, bir yanlışlık yapıp yapmadığını sorar.

Hoca mutlu ve hayrandır:

-Siz Tanrı’nin ulusumuza armağan ettiği eşsiz bir öndersiniz…

Olay ilginç ve anlamlı!

Olayın anlatıldığı yazıyı yıllar öncesinde saklayan ve bana ileten Sayın Feridun Tokalp’e teşekkür borçluyum,.

Atatürk Kuran’ı da iyi biliyor, dinimizi de.. Gerçek
din adamlarına saygı duyuyor. Onlarda da saygı
uyandırıyor.

İlk Türkçe “hutbe “yi veren ve bu geleneği Anadolu’ya yerleştiren O . İlk kez Kuran’ı Türkçeye çevirttiren ve şiir olarak çevrilmesi için çaba gösteren
O.. Ezanın Türkçeleştirilmesini sağlayan gene O..

Yaşamının hiçbir anında dine ve dindarlara saygısızlık etmemiş.

Yukarıdaki olayı 17 Kasım 1984 tarihli Cumhuriyetle aktarmış olan Emekli Öğretmen Mahmut Yağmur şöyle diyor:

“Atatürk laiklik ilkesini oluştururken çok duyarlı
davrandı. Dinlerin, toprağın derinliğine kök salmış
toplumsal kurumlar olduğunu göz önünde tuttu.
Hz. Muhammed’in insanlar, dokumacı tarağının
dişleri gibi birbirine eşittirler. Beyaz, zenciden; Arap,
Arap olmayandan daha üstün değildir. Bir insanı,
bir başka insandan üstün yapan bilim ve eğitimdir
buyruğuna uydu..

Ve Sayın Yağmur ekliyor…

“Atatürk, Tanrı ’yla kul arasındaki yola dikilen us
dışı engelleri yıktı. Mezhep, inanç ayrılığından doğan düşmanlıkları ortadan kaldırıp ulusal bütünlüğümüzü sağladı.”

Doğru. Ama son elli yılın aymazlıkları sonucu, bu gün o düşmanlıkların yeniden filizlendiği de bir gerçek!

Geçenlerde başörtülü bir öğrenci sınıfta suçladı:

– Bir zamanlar Kuran, samanlıklarda gizli gizli okunurmuş..

Atatürk’ü “din düşmanı”gösterme, gerici çevrelerin her zaman kullandıkları bir silah oldu. Alçakça, adice bir silah.. Ama kendilerine “solcu” ya da
“ilerici” diyen birtakım “entel”ler de onlara çanak tutmayı hep marifet bildiler.

Geçenlerde Ankara’daki devrim tarihi öğretmenlerine bir konferans vermiştim Salondan çıkarken birisi yolumu kesti.

– Siz, Atatürk’ün “dindar” olduğunu yazmışsınız.. Doğru mu?

Dindar olduğunu değil, “dine karşı olmadığını”
yazdığımı söyledim. Zamanım olsaydı, o sözlerime
bir şeyi daha eklemek isterdim:

Eğer Atatürk bugün yaşasaydı sadece laiklik düşmanlarıyla savaşmazdı. Kanımca, tanrıtanımazlığı marifet sayan bir avuç entel bozuntusu ile de savaşırdı.. Yani, dindarlıkla dine karşı olmamayı bir sayacak kadar bağnazlaşmış ya da aymazlaşmış olanlarla da!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın