Yazı Hakkında

Başlık:Azınlık Diktasına Doğru!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:22 Aralık 1996, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Azınlık Diktasına Doğru!

12 Eylül Anayasası bir “çoğunluk diktası” öngörüyordu.

Amaç tutucu çoğunluğa dayalı “istikrarlı” bir siyasal iktidar oluşturmaktı… “Sol”un tehdit edemeyeceği, hatta sınırlandıramayacağı bir siyasal iktidar.

Özal o olanakları kullanarak Cumhuriyet’in temel kurumlarını çökertti. Laikliği ve ulusal birliği tartışılır kılan yolu açtı… Şimdi aynı anayasa, halkın yüzde 20’sinin oyları ile bir “azınlık diktası”nın nasıl oluşabileceğini gösteriyor.

Ve RP, “ateş” ile oynuyor!

★★★

Demokrat Parti iktidarı, çoğunluk diktatörlüğü azınlık diktatörlüğüne dönüşürken yıkıldı. 27 Mayıs Anayasası da, keyfi yönetimleri, baskı rejimlerini önlemenin yolunu “özerk kurum”larda buldu.

Özerk kurum ne demek?

Siyasal iktidarın baskılarına karşı, bazı güvencelere sahip, çoğunlukta olmayanlara da nefes alma olanağı sağlayabilen.. sınırsız yönetime sınırlar getiren.. demokrasınin “güvenlik kapakçıkları” işlevini gören.. kuruluşlar demek!

Demokrasisi kökleşmiş, geleneklerini oluşturmuş toplumlarda fazla önem taşımayan.. ama Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, demokrasinin yerleşmesi açısından büyük önem taşıyan kurumlar demek!

27 Mayıs’ın getirdiği çoğulcu, özgürlükçü demokrasi, dört kurumun özerkliğine özen gösteriyordu: Yargı, basın (ve TRT), üniversite, ordu.

12 Eylül yargıyı, üniversiteyi ve TRT’yi iktidara -büyük ölçüde- bağımlı kıldı. Basın özgürlüğünü zedeleme kapısını açtı. Bu yıkımın dışında kalan tek özerk kurum olarak ordu kaldı.

Şimdi RP iktidarı yarım kalan yıkım işini tamamlamak için kolları sıvıyor.

Önce yüzlerce savcı ve yargıç hallaç pamuğu gibi savruldu; yargı üzerinde ağır bir baskı oluşturuldu. TRT’ye genel müdür ataması -adaylar arasına bir şeriatçı katılamadığı için- durduruldu… Basını yola getirme yasası hazırlandı… Şimdi sıra üniversitede ve bir adım sonra da orduda.

Çünkü rektörlerin çoğunluğu “şeriatçı” değil. Ve çünkü ordu, “şeriatçı”ların içine girmesine ve giderek kaleyi içten fethetmesine izin vermiyor.

★★★

Gerçekçi olalım!

Bugün birçok yeni üniversitede, şeriatçı ya da ırkçı-şeriatçı kadrolaşma ileri boyutlarda… Atatürk’ün çizgisine bağlı öğretim üyeleri, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde bile barınamıyorlar… Birçok üniversitede, “Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi” derslerini, Atatürk’e karşı olanlar okutuyor.

Nasıl oldu bu?

Üniversite özerkliğinin çiğnenmesi sayesinde oldu.
Rektörlerin seçimle değil atama ile gelmesi sayesinde oldu. Özal ve benzerler gibi, Atatürk’ün cumhuriyetini yıkıp “ikinci cumhuriyeti” kurmak isteyenlere yetki verilmesi sayesinde oldu.

Eğer Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu 12 Eylül Anayasası Adalet Bakanı’na bağımlı hale getirmemiş olsaydı.. Sivas’ta 37 kişiyi yakanların avukatlığına soyunan bir bakan, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir savcı-yargıç kıyımını gerçekleştirebilir miydi?

Özerk ya da bağımsız kurumlar dönemini açan Atatürk’tür.

Türk Dil ve Tarih kurumlarını, birer dernek olarak kurdurdu. Anadolu Ajansı’nı ve bugünkü TRT’nin anasını birer anonim ortaklık olarak kurdurdu. Türk Hava Hava Kurumu’nu, Çocuk Esirgeme Kurumu’nu, Kızılay’ı, hep bağımsız birer kurum olarak kurdurdu.

TED’i ve benzerlerini saymaya bile gerek yok.

Üstelik de bunları dünyada demokrasiler gerilerken, yıkılırken.. faşizm yükselirken yaptı.

Ama bugün TDK, Atatürk’ün dil devrimine inanmayanların, Osmanlıca sevdalılarının yönetiminde… Bugün TTK, Atatürk’e yönelik şeriatçı saldırıları onaylayanların, Türk-İslam sentezi yandaşlarının elinde… Niçin?

Özerklikleri yok edildiği, kapatılıp birer devlet dairesi haline dönüştürüldükleri için!

★★★

12 Eylül “çoğunluk diktası”umuyordu. Şimdi RP sayesinde “azınlık diktası” buluyoruz.

Kadın eli sıkmayan kaymakamlar, savcılar, yargıçlar dönemi artık geride kalıyor. Şimdi sırada kadın eli sıkmayan valiler, rektörler, TRT Genel Müdürü dönemi var. Bir aşama sonrası ise, kadın eli sıkmayan büyükelçiler ve generaller dönemi olacak…

Hangi güç ve destek ile?

Halkın yüzde 20’sinin desteği.. kendini kurtarmak için toplumu ateşe atmaktan çekinmeyecek kadar gözü kara bir bayanın onayı.. ve o bayanın eteğine yapışmış olanların körlüğü ile…

İnsaf! Mussolini bile oyların hiç değilse üçte birini almıştı faşizmi kurarken.

Erbakan ve arkadaşları ya hesap bilmiyorlar ya da tarih.

Kendilerini ateşe atmaları bizim için dert değil.. Ama kendileri ile birlikte demokrasiyi de ateşe atmakta olduklarını, herkesin “açık seçik” bilmesinde yarar var!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: