Yazı Hakkında

Başlık:Balo Maskesiz Olsun!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:27 Ocak 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Balo Maskesiz Olsun!

Kimileri “ortaoyunu ‘nu maskeli balo ile karıştırıyor.

Ortaoyunu güldürür, bu güldürmüyor… Maskeli balonun bir gizemi vardır, bu ise sadece çirkinlikleri gizliyor.

Kimileri maskelerin ardındaki gerçeği bilmiyor.. Kimileri ise bildiği halde susuyor.

Ya çıkar gereği .. Ya da korkudan!

Balo maskesiz olmalı ki kimin kiminle dans etliği bilinsin.. Maskeler inmeli ki o maskelerin ardındaki suratları beğenmeyenler, aldatılmaktan kurtulsun!

Önce, bir romancımızın son kitabının 50 bin adet basıldığı yazıldı. Arkasından kısa sürede 100 binlik bir satışın gerçekleştiği açıklandı.

Derken, çıktığı günden beri ikinci cumhuriyetçi çizgisini korumaya özen gösteren Aktüel dergisi, o romancıyı Türkiye’nin “bir numaralı aydını” ilan etti.

Bu romancının adı Orhan Pamuk’tu.

Ben bu “Büyük” (!) yazarımızın bir romanını okumayı denemiştim. Başladığım şeyi bitirme konusundaki tüm inatçılığıma karşın, bitirememiştim.

Ama “Kara Kitap”basında öylesine övüldü ki ikinci
bir deneye girişmekten kendimi alamadım. Ve o çabamda da daha yarıya gelmeden havlu atmak durumunda kaldım.

Tahsin Yücel ve Emin Özdemir gibi, çok saydığım
isimlerin bu yazarla ilgili oldukça ağır eleştirilerini anımsadım. Ama beğenenlerin de “beğenme hakkı “na saygı duydum.

Ta ki… Bir okurum “Kara Kitap “ta gizlenmiş bir bçlüme dikkatimi çekinceye kadar.. “Çocukluğunda kız kardeşi ile tarlada karga kovalayan sapık bir padişah” gibi bir anlatım vardı bu bölümde!

Prof. Çetin Yetkin yönetiminde. “Müdafaa-ı Hukuk ” adlı çok değerli aylık bir dergi çıkıyor, ilginç bir rastlantı olarak, derginin Aralık 1990 sayısında, Prof. Fahir İz’in bir incelemesi yayımlandı:

“O, Pamuk ‘taki Atatürk Anlayışı…”.

Meğer benim artık okumayı denemediğim kitaplarında daha neler varmış!

İşte birkaç örnek:

“Sonra kasaba alanına dolanır. Atatürk heykeline sıçan güvercinleri ayıplar..”

“Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına, cumhuriyeti emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu..”

“Atatürk’ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük
felaket olduğunu…”

“Sonra bir cumhuriyet, Atatürk, damga pulu havasına girdiğimizi hatırlıyoruz…”

Sayın İz, 275 sayfalık bir kitapta, tam sekiz yarde ve
“hiç gerekmediği halde” Atatürk’e sataşıldığını saptamış. Şöyle diyor:

“Bunlar kitaptan çıkarılsa hiçbir şey değişmez. Yalnız yazarın kimi ruhsal gereksinimleri tatmin edilmemiş olur!”

Kim bilir, belki de Orhan Pamuk’un “en birinci aydın” ilan edilmesinde, bu incelemenin de büyük katkısı olmuştur!

★ ★ ★

Bayramın ikinci gününde, Emin Çölaşan’ın yazısının başlığı “Halka yalan söylemek” idi. Önce “Kara Kitap’ı okuduğunu ve hiçbir şey anlamadığını yazıyordu. Sonra da Pamuk’un son kitabıyla ilgili yargısını şöyle özetliyordu:

“Bu romanın ilk baskısı 50 bin değil, sadece 3 bin
adet. Ayrıca beş günde 100 bin adet satış falan yok.
Bunların hepsi reklama dönük palavralar.. Baskıların
faturalarını ve devlete ödenen vergilerin makbuzlarını
ortaya çıkarsınlar!”

Ben, inandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duymuşumdur.. O düşüncelere karşı olsam bile!

Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya çalışanlara.. oraya buraya “bityeniği” sokuşturanlara . . hep tiksinerek bakmışımdır.

Bunu hep zayıf bir kişilğin, zavallı bir ruh halinin yanısması olarak görmüşümdür.

Oyun maskesiz oynanmalıdır!

Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de tüm
“gerçek aydınlar” görev saymalıdır.. En başta da Cumhuriyet gazetesi görev saymalıdır!

Ve de Pamuk adlı yazarı isteyen okumalı, isteyen
sevmelidir.. Ama ne olduğunu, kim olduğunu bilerek!.
Maskenin arkasındaki gerçek yüzü görerek!.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: