Yazı Hakkında

Başlık:Bardağın Dolu Yanı
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Ekim 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bardağın Dolu Yanı

Bir zamanlar tek okuru olan, tek bir adet basılan bir
gazete çıkarmış.

Dünyanın en büyük servetlerinden birisinin sahibi
olan Rockefeller için özenle hazırlanan bir gazete. Amacı Amerikalı ünlü zenginin, yaşamının son günlerini mutlu geçirebilmesini sağlamak olan günlük bir yayın.

Olumsuzlukları, kötülükleri yansıtan haberlerden
arınmış… iyimserlik verenleri ön plana çıkarılmış…
Hatta bu çerçeveye uygun haberler üretilmiş… Olumlu, iyimser yorumlarla dolu…

Olay bugün olsa, herhalde bir de özel TV kanalı kurmak gerekirdi.

Peki iç karartan haber ve yorumlardan korunması
gerekenler, sadece varlıklılar ve yaşlılar mı? Sıradan
insanların da buna hakkı yok mu?

Dehşet yılları geride kaldıktan sonra.. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Amerikan sineması bir “happy
end” dönemi yaşadı. Bütün filmler insancıl duyguları öne çıkarır ve hep “mutlu son”la biterdi.

Acaba niçin!..

★★★

Olumsuz gerçekleri toplumdan saklamalı mı?

Elbette ki hayır!

Ama zaten bilinen olumsuzluktan öne çıkarmaktan,
büyütmekten, abartmaktan kaçınmalı… Ve olumlulukların, iyimserlik aşılayacak olay ve olguların altı “özenle” çizilmeli!

Örneğin, 100 gününü geride bırakmış olan bugünkü hükümeti ele alalım.

Bir yanda zamlar var… Yanlış atamalar var… Ufak
tefek yanlışlıklar var…

Ya öteki yanda?

Tek başına büyük bir olay olan… Sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim ve imam okullarının orta kısımlarının tarihe gömülmesi var.

Enflasyonun belirli bir düzeye indirilebilmesi uğruna, alınmış “siyasal riskler” var.

Dış siyasette saygınlığı sıfıra inmiş bir ülkeyi, yeniden uluslararası düzeyde başı dik hale getirme yolunda kazanılmış -gözle görülür- ilerlemeler var.

Yurttaşın devleti “birey olarak da”denetleyebilmesini sağlamak amacınayönelik ciddi yasal hazırlıklar
ve polisin tutumunda -yetersiz de olsa- olumlu bazı
değişiklikler var.

Susurluk başta olmak üzere; devletin içindeki çeteleri ortaya çıkarmak için sergilenen bir istenç var…
Gazeteciyi döverek öldüren polislerin “ilk kez” yargı
önüne çıkarılması var.

Güneydoğu’nun toplumsal- ekonomik yapısının
değişmesi için -lafın ötesine geçen- projeler var.

İşçisinden işverenine, “sivil toplumda” kavga değil
uzlaşma arayışı var.

KIT’leri arpalık olmaktan çıkarmak için açık adım atan
bir Sanayi Bakanı.. ve asgari ücreti göstermelik olmaktan çıkarıp “toplumsal adalet”e uygun hale getirmeyi başaran bir Çalışma Bakanı var.

Ve de… “Şaibe”siz… Yüce Divan önüne gitme korkusu içinde tir tir türemeyen, “yalancı “lığı kişiliklerinin vazgeçilmez parçası yapmamış otan bir başbakan ve başbakan yardımcıları var.

Tüm bunlar az şey midir?

Bir ortak hükümeti oluşturan partilerin genel başkanlarını dinlerken “Söyledikleri içinde acaba hangileri yalan değil” sorusunun yanıtını arama utancı içine girmemek.. yapılan her devlet ihalesinde: “Acaba malı kim götürüyor? Acaba alınan rüşvetin düzeyi nedir” diye düşünmemek az şey midir?

Elbette ki ezilenin yanında olmak zorundayız.

Ebette ki haksızlıkların, yanlışlıkların karşısına çıkmalıyız.

Ebette ki ağır giden işleri eleştirmeliyiz.

Sorun gerçeklere göz kapamak, olumsuzlukları görmezden gelmek sorunu değil… Sorun, sabahtan akşama bardağın yarısının boş olduğu tekerlemesini yinelememek sorunu

Ve de bardağın yenisinin da dolu olduğunu.. Üstelik öteki yananın da yeniden dolma umudunun bulunduğunu.. anımsatma sorunu!

Buna gereksinmemiz var.

Hem ruh sağlığımız açısından, hem de öteki yarıyı yeniden doldurabileme gücünü kazanabilmemiz açısından!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: