Yazı Hakkında

Başlık:Başkanların Adamları!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.17)
Tarih: 11 Ağustos 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Başkanların Adamları!

Onun adamı.. Bunun adamı..
Şunun adamı..
Adam gibi adam, kimsenin adamı olmaz; aklının, vicdanının
ve ilkelerinin adamı olur. Oysa siyasal partilerimiz, genel
başkanların adamlarıyla dolu. Öyle olunca da, adamların
günahlarını genel başkanların günahı saymak çok doğal.
Meclis İçişleri Komisyonu, imamların polis olmasının
önündeki engeli kaldırdı. Kimlerin çabasıyla? İki FP’li ile bir
DSP’li ve bir ANAP’lının!
FP’liler için bu bir görev.
Çünkü varlık nedenleri bunu gerektiriyor. İmam okulunu bitirenlerin
çoğunluğu bu partinin yandaşı.
Ama olayın, DSP ve ANAP açısından çok ayrı bir anlamı
ve önemi var.

★★★

Mesut Yılmaz’ı zaman zaman ağır biçimde eleştirdim.
Buna karşılık, Sayın Yılmaz’a her zaman saygı duydum ve
“küçük politikacı” kesiminden olduğunu hiçbir zaman düşünmedim.
Yanlışlarının çoğunluğunun, kişiliğinden çok
partisinin yapısından kaynaklandığını düşündüm.
Özal’ın kalıtı olan bir yapıydı bu. Partinin seçmen tabanıyla
çelişen ve tarikatlara, dincilere, tabandaki oranlarının
çok üstünde ağırlık tanıyan bir yapıydı. Yerel yönetimlerde ve
Meclis’te, ANAP’lılar sık sık Erbakan çizgisinin destekçisi
olarak ortaya çıkıyorlardı.
Ama o bahane giderek gerilerde kaldı.
Dinci oylar partiyi büyük ölçüde terk etti. Ve Yılmaz, daha
tutarlı bir Meclis grubu oluşturma olanağına kavuştu.
Eğer İçişleri Komisyonu’nda, ANAP’lılar bugün de FP’nin
yedek lastiği işlevini üstlenebiliyorlarsa, bu, Sayın Yılmaz’ın
aymazlığını gösterir. Ve başkanın adamının hesabı başkandan
sorulur…

★★★

Yılmaz partisini kurmadı, Ecevit kurdu.
Yılmaz’ın bahanesi vardı, Ecevit’in ise yok.
Ecevit sosyal sigortalar reformunu savunabilir. Emeklilik
yaşının, koşullar çok daha olumsuzken, 40 yıl önce bile
60 olduğunu anımsatabilir. Afrika’nın bir ülkesi dışında, artık
Türkiye’deki benzeri bir uygulamanın kalmadığını kanıtlayabilir.
Hatta “tahkim” konusunda bile… haklı olup olmadığını,
zamanın ve uygulamaların göstereceğini söyleyebilir.
Ama çıkıp da, İçişleri Komisyonu’ndaki DSP’li üyenin
“marifet”ini bir kılıfa sokamaz!
Partisinin demokratik olduğunu ve o kişinin de tabanın isteğiyle
aday gösterildiğini söyleyemez! Çünkü o üye, Yılmaz’ınkinden
de daha çok, “başkanın adamı”dır…

★★★

Altan Öymen, CHP’de tarihsel bir fırsat yakaladı.
Geçmiş başkanın adamlarını devraldı, ama beyaz bir sayfa
açmak olanağına da sahip oldu. “Parti Mevlana tekkesi
değildir, ancak ideolojimizi benimsemiş olan yıpranmamış
isimlere yer var” deme hakkını ele geçirdi.
Onuru da çok, sorumluluğu da…
Ve bakıyoruz ki, parti övünerek açıklıyor:
– Falanca ünlü profesör yakında saflarımıza katılacak!
Peki o ünlü profesör nasıl “ünlü” olmuş?
Atatürk’e “sağcı bir diktatör” diyerek… İkinci cumhuriyetçi
“müflis” partisinin kuruluşunda, Cem Boyner’in sağ kolu
rolünü oynayarak…
CHP saflarına katıldığında artık o da “başkanın adamı”dır.
Hesabı kendinden değil, Genel Sekreter Tarhan Erdem’den
de değil, Sayın Öymen’den sorulur.

★★★

Geçen yıl bir açıkoturumda, Mehmet Şevket Eygi hep
“Kemalist devlet”ten söz edince dayanamamıştım:
– Bu nasıl bir Kemalist devlet ki… imamlar polis, savcı,
yargıç, kaymakam, vali ve hatta içişleri bakanı olabiliyor?
Araştırmalar gösteriyor ki… imam okulu mezunları, ortalama
FP seçmeninden çok daha “şeriatçı”lar. Ve onlara laik
devleti koruyup kollama görevini teslim edenler de DSP’liler
ve ANAP’lılar!
Her Allah’ın günü köşelerinde yazıyorlar ki… ikinci cumhuriyetçiler,
Kemalizme en az “şeriatçı”lar kadar düşmanlar.
Ve onlara Kemalist partinin kapılarını açanlar da CHP’liler!
Başkanlar ve adamları…
Partiler “adam gibi adam”lardan kurulmazsa, ne başkanlar
kurtulur ne de partiler.. ve elbette, ne de demokrasimiz!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın