Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Baykal Niçin Kazandı? CHP Nasıl Büyür? (2)

Yazı Hakkında

Başlık:Baykal Niçin Kazandı? CHP Nasıl Büyür? (2)
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:24 Eylül 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Baykal Niçin Kazandı? CHP Nasıl Büyür? (2)

Tam üç yıl önce, aynı başlık altında bir yazı daha yazmıştım.

Gerçekçi, aynı zamanda da Baykal’a iyimser bakma çabası içindeki bir yazıydı. Ama Sayın Baykal, niçin kazandığını yanlış değerlendirdi. Partisi, -halkın gözünde- “gerçek”CHP olamadı…Ve de, büyümeyip küçüldü.

Bu Baykal’ın ele geçirdiği üçüncü ve belki de son şanstır!

★★★

12 Eylül’ün kapattığı parti, kapılarını -üç yıl önce-yeniden açarken, Sayın Baykal’ın kazanmasının dört nedeni vardı:

Birincisi; kitlelere heyecan verebilecek, duyguları güçlü bir biçimde dile getirebilecek, mesajları iyi vurgulayabilecek bir anlatım gücüne sahip olmasıydı.

İkincisi; kazanması durumunda, kendine bağlı milletvekili arkadaşları ile, TBMM’de hemen bir grup kurma olasılığının yüksekliğiydi.

Üçüncüsü: rakiplerinin “bekleme” tavsiye etmeleri, bir geçiş dönemi önermeleri partiyi SHP ya da DSP’ye taşımayı istedikleri izlenimini vermeleriydi… Oysa
CHP’nin kapatılmadan önceki son delegeleri açık ve sabırsızdı. Ve “delege” olarak, belki de son kez oy kullandıklarının bilincindeydi.

Dördüncü neden ise hepsinden de önem taşıyordu… Ecevit ve Erdal İnönü’nün tersine, Baykal, eleştirilerden yararlandığını, geçmişten dersler aldığını gösteren bir tutum sergilemişti. Geçmişte karşı karşıya olduğu birçok değerli ismi yanına çekmesini ve “dar kadroculuğu” bıraktığı izlenimini -önemli ölçüde- vermesini bilmişti.

★★★

CHP’deki “Birinci Baykal döneme niçin başarısız oldu?

“İdeolojisizlik”ten. bir… Baykal’ın “kendisi için örgüt” ve “kendisi için kadro” alışkanlığından vazgeçmediği görüntüsünü vermesinden, iki…

Bugün Boyner’in kolunda olanların bir kısmı, bir zamanlar O’nun kolundaydı. Eski sol “fraksiyoncu”lar da vardı yani başında, Kemalistleri ‘’komünist” diye 12
Eylül’e gammazlayanlar da… Ölçü, ideolojik tutarlık değil, “önder”e bağlılıktı!

“Devrimlerinin ve ilkelerinin bekçisiyiz” diyen Altıoklu afişler duvarları süslemeye başladığında, artık iş işten geçmişti… Önder inandırıcılığını yitirmiş; parti de kitlelerin gözünde, Atatürk’ün değil Baykal’ın partisi olmuştu.

Kişiye bağlılık, ilkelere bağlılığın önüne geçince de… genel sekreter, genel başkan yardımcısı, grup başkanvekili düzeyindeki isimler bile, şapkalarını alıp partiyi terk etmeye başladılar..

★★ ★

Baykal niçin “ikinci kez” kazandı?

ÜIke sorunlarına “inandırıcı” çözümler önerdiği için mi? Partiye, yapısı ve ideolojisi ile “tutarlılık” kazandırma istencini ortaya koyduğu İçin mi? Kimliğini ve umudunu yitirmiş bir tabana, “net” bir kimlik sözü verdiği için mi?

Hayır!

Karşısındakiler, kendisinden daha fazla yıpranmış oldukları için… Kemalistler dağınık ve Soysal gönülsüz olduğu için… Ve örgüt -büyük ölçüde- kendi arkadaşlarınca oluşturulduğu için…

Sayın Baykal’ın Sayın Çiller’e karşı tavrı olumludur; iyi bir başlangıçtır… Ama etkisi geçicidir. CHP’nin sorunu “önder”sorunu değil, “kimlik”sorunudur! “Tutarlılığını” ve dolayısıyla “inandırıcılığını” yeniden kazanma sorunudur!

Mal sağlam olmalı ki, reklamın gücü ve satıcının yeteneği işe yarayabilsin!

AÇIK TEŞEKKÜR!

İki haftadır, yüzlerce, binlerce kişiye nasıl teşekkür edeceğimi düşünüyorum.

Kaza anında yardım elini uzatanlar… Yunak Devlet Hastanesi’nde bir şeyler yapmak için çırpınanlar… Kimisi yakınlardan, kimisi ta Ankara’dan duyup da yetişenler..

Bayındır Tıp Merkezi sorumlu ve çalışanlarının, cankurtaranın Yunak’a varması ile başlayan ve hiç eksilmeyen “sıcak” ilgisi…Röntgen salonunda bekleyen,
hayatta ilk kez karşılaştığım Sayın Sağlık Bakanı…

Beni getiren cankurtaranı hastane kapısında bekleyen; telefon eden, ziyaretime gelen, Nilgün ’ü omuzlarında taşıyan; zaman zaman sert ya da yumuşak eleştirmiş olduğum, farklı siyasal çizgilerden siyaset ve devlet adamları..

Acımı, köşelerinde ya da sayfalarında -büyük bir duyarlılıkla- günlerce paylaşan ve milyonların paylaşmasına aracılık eden, kimisini sadece isimlerinden tanıdığım, kimisi çizgi olarak karşımda olan gazeteciler, yazarlar… Üyesi olmaktan mutluluk duyduğum Cumhuriyet ailesi…

Nilgün’ü sonsuzluğa yolcu ederken aramızda olabilmek için, kimisi uzak ülkelerden kimisi uzak kentlerden gelen, kimisini yıllardır görmediğim yakın
dostlar… O’nun yaşam ve sevgi dolu yüzünü bir kez
gördükten sonra, belleklerinden silemeyen uzak dostlar…

Ve çoğunun adlarını bile bilmediğim, hayatta hiç görmediğim, kimisi yüzlerce kimisi binlerce kilometre uzakta; gözyaşlarını telefon, telgraf, faks ya da
gazete ilanlarıyla ulaştıran, hastanenin kapısında saatlerce bekleyen, ziyaret
defterini imzalamakla yetinmek zorunda kalan, sayısız “insan”lar…

Sadece Türk Eğitim Vakfı aracılığı ile cenazeye yollanan çelenk sayısı 133…
Hangisine, nasıl teşekkür edeyim?

Tümünü bir ast-üst sıralamasına nasıl koyayım?
Buna hakkım var mı? Bir devlet büyüğünün -özel kalemince kartı iliştirilmiş- çiçeğini, hastane kapısında saatlerce bekleyen, “isimsiz dost “un gözyaşlarının önüne nasıl geçireyim?!!

Herkese sonsuz teşekkürler!

Nilgün’ün yaşamı boyunca etrafına saçtığı sevgi kadar teşekkürler!

Sağ olun!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın