Yazı Hakkında

Başlık:Beşikçi’nin 2. Mektubu…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:11 Şubat 1996, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Beşikçi’nin 2. Mektubu…

İsmail Beşikçi cezaevinden yeni bir mektup daha yollamış.

Dar aralıklı 16 daktilo sayfası tutuyor. “Beşikçi’nin
Mektubu”yazıma bir yanıt… Ve tıpkı ilk mektuptaki gibi, doğrularla yanlışlar yan yana.

Özgürlüğüne kavuşacağı, düşüncelerini serbestçe
yazacağı günlerin gelmesini dileyerek; bir kez daha konuya dönmek zorunluğu doğuyor.

★★★

Sayın Beşikçi neler söylüyor?

1) “Cevap veriyorsunuz; halbuki kamuoyu Beşikçi’nin
mektubunun tamamını bilmiyor. Sizin mektuptan seçtiğiniz küçük küçük cümleler aracılığıyla biliyor.”

Haklı!.. Ama başka da bir çare yok.

2) “Devletin temel tercihlerine göre, yani resmi ideolojiye uygun bilgi üretme çabası, bilim yöntemi anlayışına düşman bir tutumdur. Demokratlığa hiç sığmaz…
Sizi eleştiren düşüncelerin baskı altına alınması, boğulmaya çalışılması, sizin düşüncelerinize haklılık getirir mi?’

Haklı!.. Ama bilgi üretilmez, edinilir. Ve de şu ya da
bu ideolojiye uygunluğuna göre değil, “doğru” ya da
“yanlış” oluşuna göre değerlendirilir.

Ben bilgi üretmiyorum; Kemalizmin tarihsel haklılığını ortaya koyan bilgileri sergilemeye çalışıyorum… Sırf Atatürk’ü ve Kemalizmi karalamak için “bilgi üretilmesinin de bilimsellikle ve demokratlıkla ilgisi olmadığına inanıyorum…

3) “Kemalizm ırkçı bir düşünce ve eylemdir. Kemalistler, Büyük Britanya ve Fransa gibi emperyalist devletlerle işbirliği yaparak, Kürdistan’ın ve Kürt ulusunun
bölünmesini, parçalanmasını ve paylaşılmasını sağlamışlardır… Ben Kürtlerin Ortadoğu’da, bağımsız, birleşik, demokratik bir Kürdistan kurmasından yanayım.”

İşte, “bilgi üretme”nin çok güzel bir örneği!

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk
milleti denir” diyen… Ulus kavramını bir ırk birliğine değil, bin yıllık kültür sentezine oturtan Atatürk “ırkçı”.

Şeyh Said isyanı sayesinde, Kuzey Irak’taki petrol
bölgesini İngiltere’ye terk etmek zorunda kalan.. Kemalist Türkiye “emperyalizmin işbirlikçisi”.

Ama aralarında bir “dil birliği” bile bulunmayan, zaman zaman ancak bir çevirmen aracılığıyla konuşabilen (Açın bakın Goişi Kojima’nın araştırmasına: Türkiye’de yaşayan Kürtler arasında bile, birbirini anlamayan 14-15 kesim saptamış!).. Ortadoğu’daki Kürtlerin -sadece ırksal köken nedeniyle- tek bayrak atlında toplanmalarını savunan Sayın Beşikçi “ırkçı”değil, herhalde “ülkücü” (yani idealist)!

Doğru söze ne denebilir ki?!

4) “Türk’ün ‘üst-kimlik’ olarak kabul edilmesinin iki
temel koşulu vardır. Bunlardan biri, Kürt’ün ‘alt-kimlik’
olarak kabul edilmesidir. İkincisi de Türk’ün ‘alt-kimlik’
olmadığının iyice anlaşılmasıdır…Bir kere Kürtlerin ulusal ve toplumsal varlığı hiçbir zaman kabul edilmemiştir. Devletin Kürt politikası, her zaman ırkçı, inkâra ve imhacı olmuştur. Öte yandan, Türk de Arap, Kürt, Fars.
Rus, Yunan gibi etnik kimliklerden biridir.”

Bu sözlerde doğru ile yanlış yan yana.

“Üst-kimlik” bir anlamda “alt-kimlik “lerin sentezinden
oluşur. Tıpkı “ulusal kültür”ün de “alt-kültür”lerin sentezinden oluşması gibi… Bu biiir.

Defalarca-kanıtlarıyla birlikte-yazdım: Ne bu topraklara Türkiye, nede üzerinde yaşayanlara Türk adını koyan Atatürk’tür. Daha en az 7 yüzyıl öncesinden başlayarak, bu adları Avrupalılar koymuşlardır. (Acaba ne-
den?)… Bu ikiii…

Evet… Türk adı, Yunanistan’da, Bulgaristan’da, Romanya’da “alt-kimlik”tir. Ama Türkiye’de -Kemalizmden çok öncesine uzanan tarihsel nedenlerle- “üst-kimlik”
olmuştur… Bu da üüüç.

Fransa’da yaşayan Brötonlar, Okitanlar, KorsikalIlar,
Basklar vb için “Fransız” “kimliği “üst-kimlik” olduğunda bu “demokratlığa ters düşmüyor da; Atatürk’ün yapmak istediği acaba neden “faşistlik” oluyor?

★★★

5) “Üst kimlik anlayışı, kendince ‘olması gereken’i
söylüyor ama ‘olan’ı anlama, kavrama gibi bir sorunu
yok.”

Devrim “olanı kabul etmek ” değildir. “Olması gerekeni hızlandırmaya çalışmaktır. Kabile düzenini, aşiret düzenini, etnik kökene dayalı bölünmüşlüğü kabul eden; aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında bir “biz” duygusu yaratamayan hangi toplum çağdaşlaşabilmiştir?

6} “Esas düşüncem, profesörlerin, yazarların, basının, üniversitenin, devlet gibi düşünmelerinin, devlet gibi tavır ve davranış sergilemelerinin bilim yöntemi açısından ne anlama geldiğin irdelemeye çalışmaktır. ”

Bu köşede, “Ayrılıkçı Düşünce Serbest Olmalıdır”diye yazı çıktı… İsteyenlerin Kürtçe radyo-TV kurmalarını, Kürtçe dil kursları açmalarını savunan yazılar çıktı.
Beşikçi’lerin içerde olmalarındaki yanlışlığı vurgulayan
yazılar çıktı… HEP’in TBMM’de grup kurmasını dileyen
yazılar çıktı..

Demek bunlar da hep “resmi ideoloji”?

★★★

Sevgili Mumcu’dan esinlenerek; “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma”nın yanlışlığını ah bir öğrenebilsek!

Ve bir de “bilgi”nin değil, ancak “fikir”in üretilebileceğini…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: