Yazı Hakkında

Başlık:Beşikçi’nin Yankıları…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:29 Aralık 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Beşikçi’nin Yankıları… 

İsmail Beşikçi’nin mektubu, beklediğimden fazla ilgi topladı. Beşikçi’ye verdiğim yanıtı paylaşmak ya da o yanıta katkı yapmak isteyenlerin sayısı oldukça kalabalık. Gelen mektuplardan üçünü seçtim… Seçim ortamının araya girmesi nedeniyle, okurlarımla paylaşmayı ertelemek zorunda kaldığım üç mektup bu… Erdem Türkmence Beşikçi ile 1968’lerde Siverek’te, bir dost toplantısında tanışmış. Şöyle diyor: “Doğu ve Güneydoğu sorununa, salt devletle olan ilişkiler açısından bakıyordu. Kendisine, neden o yöre insanlarının sorunlarına kendi aralarındaki ilişkiler açısından bakmadığını sorduğumda da aldırışsız davranmış,biraz da sinirlenir gibi olmuştu. Sorunun salt devlet açısından bakılmakla çözümlenemeyeceğini, buralardaki toprak ağalığı,şeyhlik, seyitlik ve aşiret reisliği gibi kronikleşmiş hastalıkların üzerinde de bilimsel ölçekte durulması gerektiğini anımsatmaya çalışmıştım.” Sayın Türkmence, bölgeye sık sık gittiğini anlatıyor. Köy korucularının ağzından bazı gerçeklen dile getirmiş: “Ağa kendini maaş mutemedi tayin ettiriyor. Korucunun aylığının çoğunlukla yarısına el koyuyor. Onun için PKK sorunu bitmiyor, onlara yataklık ve destek bitmiyor. Ağa, seyit, şeyh ya da aşiret reisi yapmıyor yataklığı; adamlarına yaptırıyor. ” Mektup şu tümcelerle noktalanmış: “Sorun ekonomik sorun, feodalitenin çözümü sorunu Sayın Kışlalı Sayın Beşikçi de biliyor bunu. Ama nedense ağırlığı kimlik konusuna veriyor… Yasalarımızın hangisinde var kimlik ayrıcalığı, gösterebilir mi?” İkinci mektup, eski bir öğrencimden. Nuri Hasanefendioğlu özellikle “kimlik” konusu üzerinde duruyor. “Amerika hep örnek verilir. ‘Oysa Amerika bir ırkın değil, kıtanın ismidir’ diyorlar. ‘Amerikalıyım’ diyenlerin kıtayı değil, ABD’yi kastettiğini unutuyorlar. Eğer kastedilen kıta ise, Kanadalı ya da Arjantinliye sorulduğunda niçin “Amerikalıyım” demiyor?” Sayın Hasanefendioğlu’nun,Türkiye yerine “Anadolu Devleti” denmesini önerenlere verdiği yanıt da kısa ve özlü: “Değil 24 ayrı köken, 104 ayrı kökenin oluşturduğu devletin adının Hindistan olduğu unutulmamalı!” Ve Şanlıurfa’dan yazılmış olan mektup şöyle bitiyor:
“Sizin de yazdığınız gibi. Anadolu’da yaşayanlara Türk ve devletin adına da Türkiye diyen Atatürk değildir. Bozkurt Güvenç’in Türk Kimliği adlı kitabının 134 sayfasında şu satırlar var. ‘1174’ten sonra Üçüncü Haçlı Seferine katılan Alman İmparatoru Frederik Barbarossa Konya yolunu yeniden açtı. İşte bu seferden sonra,Hıristiyan dünyası,Küçük Asya veya Anadolu ülkesinden TURCHIA diye söz etmeye başladı.’ Yani Atatürk’ten yedi yüzyıl önce!” Sayın Sahabettin Erel 70 yaşında. “60 yıllık askeri hayatında,Balkan Savaşı, Cihan ve İstiklal Savaştan, Şark harekâtı, Büyük Ağrı, Küçük Ağrı, Şeyh Sait İsyanı, Dersim harekâtları gibi, yurdumuzu içten ve dıştan yıkmaya çalışan güçlere karşı bil-fiil cephede dövüşen bir askerin oğlu’ olduğunu yazıyor. Ve ekliyor: “Beşikçi’nin Mektubu yazınızı ibretle okudum. Biz Atatürkçülüğümüzle her zaman iftihar etmiş ve etmekteyiz. Hayatımın 45 yılını dış ülkelerde geçirmiş olmama rağmen, bu inancımdan en ufak bir sapma olmamıştır. Atatürk, Allah’ın Türk milletine bir lütfudur. İçler acısı bir husus, bazı kendini bilmezlerin, bu paha biçilmez değerimizi ve yarattığı mucizeleri kirletmek, küçültmek için her gün yeni oyunlar tezgâhlamalarıdır. Sayın İsmail Beşikçi’ye cevabı yazınızı okurken,kendim yazmışım gibi haz duydum.”

Üç insan,üç mektup.

Tek tümce bile eklemeden sadece diğer okurlarımla paylaşmak istedim.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: