Yazı Hakkında

Başlık:Beş’in Üç’ü…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:25 Mart 1998, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Beşin Üç’ü…

Şu anda Türk siyasal yaşamında önde gelen beş isim var.

Bugünkü Demirci, dünkü Demirel’den çok farklı. Belki oy kaygılarından kurtulmuş olmasından.. Belki toplumu ve devleti daha kuşbakışı görme olanağını elde etmesinden… Belki geçmiş deneyimlerini daha soğukkanlı değerlendirmesinden..

Belki de hepsi birden.

Ama bugünkü Demirel, genellikte sağduyunun sesi. Önemli bir denge Öğesi.

Tansu Çiller tükenmiş.

Paranın gücü. Alışkanlıkların etkisi. Çıkar bağları. Bilinçsiz kitledeki “vefa” duygusu. Her örgütte bulunan militan kesimin kör desteği.

Ama tüm bunların bile sonucu değiştirememesi olasılığı yüksek. Bayan ve Bay Çiller’ lerin yollarının sonunda yargı var. Noktayı o koyacak.. Hüsamettin Cindoruk şimdiden bu konuda kesin konuşuyor.

Ve arkasından da en azından DYP-DTP birlikteliği gündeme gelecek.

Geriye kalıyor üç isim. Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal.

Türk siyasal yaşamının düğümü, bu üç isimde “kördüğüm”leşiyor.

Sayın Mesut Yılmaz, bir büyük şansı çok çabuk tüketti. İyi kullanabilseydi, büyürdü. Sağın umudu olurdu… Kötü kullandı, küçüldü, inandırıcılığını yitirdi.

Kendime güvenim azaldıkça da “Sen., ben., ben. “söylemi öne çıktı (Atatürk’ün konuşmalarını inceleyin. Acaba tek bir yerinde ‘ben’ var mıdır?)

Sadece her kesimle kavgalı oluşuyla değil… Söylem havasıyla da Çiller’leşmeye başladı.

Yanlış tanılar, yanlış hesaplar., kendim tutamayıp, birkaç gazeteciye çıtlattığı yanlış. gerçek dışı değerlendirmeler.. Ve -Ilhan Selçuk’un nefis pazar yazısındaki gibi- tükürülen lokmaları afiyetle mideye indirmeler.

Sayın Yılmaz, kaşlarını çatıyor:

“- İrtica ile mücadele ederken, hukuk devleti kuralları dışına çıkamayız!

Peki, işkence sanığı polisleri aylarca yargı önüne çıkaramamak… Kendilerin değil de ancak fotoğraflarını çıkarmak mıdır hukuk devletinin gereği? Görevlerinin gereğini yerine getirmeye çalışan üniversite yöneticilerine, yasaları uygulamamaları için baskı yapmak mıdır hukuk devletindeki başbakanların işlevi?

Sayın Yılmaz, metalik bir sesle meydan okuyor:

– irtica konusunda kim ne biliyorsa söylesin!

Önümde devletin güvenlikle ilgili üç ayrı kurumunun üç ayrı raporu duruyor. Üçü de “irtica ve Fethullahçılık” ile ilgili… Acaba o raporları yazanları mı ciddiye almıyor, yoksa o raporlarda yazılanları mı?

Ecevit, en kızanların gözünde bile hâlâ saygınlığını koruyan bir isim. Yıllar, insancıl yanını daha öne çıkarmış. Daha da filozoflaşmış.

Bir şeyi söyleme biçiminin, ‘öz’ü kadar önemli olduğunu iyi biliyor.

Eskiye göre daha güleryüzlü. Bu nedenle de mesajları izleyenlere daha kolay ulaşıyor

Ama o da demokrasimizi tıkayan üç isimden birisi gibi görünüyor kitlelere.

Başkanlık sistemine karşı… Partiler arasında “seçim ittifakı” yapılmasına karşı Partisini demokratikleştirmeye karşı..

Sistem niçin tıkanmış?

Yapay bölünmeler nedeniyle, istikrarlı bir siyasal iktidar oluşumu olanaksızlaştığı için… Öyleyse ya benzeyenlerin bir araya gelmesini sağlayacaksınız ya da başkanlık sistemini kabul edeceksiniz!

Eğer ikisni de istemiyorsanız, hiç değilse solda benzeşenlerin buluşabilmesi için partinin adının değil, yapışının demokrat olmasını içinize sindireceksiniz.

Yoksa, ne yaparsanız yapın.. demokrasinin desteği gibi değilde kösteği gibi görünmenizi engelleyemezsiniz.
* ★★

Sayın Baykal’ın desteği olmadan ne Hacı-Bacı ortaklığı yıkılabilirdi, ne de bugünkü hükümet oluşabilirdi. Partisini hükümete doğrudan sokmaktan kaçınırken şu
hesabı yaptı:

– Bu koşullarda hükümet başarılı olamaz. Dşarıda kalıp, parsayı ben toplayayım.

Böyle bir hesap hem yanlış değildi.. hem de “meşru “dur.

Ama böyle bir siyasetin kitleler gözünde saygınlık kazanabilmesinin bir de önkoşulu vardır. Sizin sayısal desteğinize gereksinmesi olan azınlık hükümetine yeterli
‘zaman ’ı tanımak!

Ülke böylesine önemli bir bunalımla karşı karşıya iken., ya siz de siyasal riskleri göze alıp taşın altına girersiniz.. ya da o yükü üstlenmiş olanların başının üstünde, erken seçimi “Demokles’in kılıcı” gibi asılı tutmazsınız!

Her iki günde bir, “zırt pııt “eriten seçim” lafları… Durup dururken “ararejim’ tartışması… Şimdi de “Hükümet istifa etsin ” dayatması..

Bu durumda erken seçim neyi değiştirecek? Ne getirecek?. Baykal’ın başbakanlığını ve Çiller’in Yüce Divandan kurtulmasını mı?

“Ara rejim” lafları etmek ne getirdi?.. Bir delinin kuyuya attığı taşı, kırk akıllının kolay kolay çıkaramayacağının anlaşılmasını mı!

“ Hükümet istifa etse ne olacak?. Baykal’lı, Çiller’li bir “Fazilet” ortaklığı ve erken seçim mi?

Demirel, demokrasiyi tıkayan olmaktan çıktı… Çiller de çok geçmeden çıkacağa benziyor.

Ama üçlü tıkaç hâlâ tünelin ucunda.

Işığın görülmesi hâlâ engelleniyor.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın