Yazı Hakkında

Başlık:Bilim Kurgu Gibi!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih: 25 Haziran 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bilim Kurgu Gibi!

Şu satırlar bu köşede 15 Mart 1998
Pazar günü çıkmıştı. Yani tam on beş ay on gün önce:

“- Tavşanı karşısından yaklaşarak yakalayamazsınız. Arkasından sessizce
dolanmak, acele etmemek gerekir!

Refah ’ın ‘acilciler’i karşıdan yaklaştılar. Takunyalarının tüm gürültüsüyle. Ve
uyuyan tavşanı uyandırdılar.

Sabırlı, yalınayak avcılar ise yollarına devam ediyorlar.. Köprüyü geçene kadar ‘ayıya dayı’ demeyi sürdürerek. Ve de ‘Biz onları ehlileştiriyoruz’ diyenleri
yavaş yavaş ehlileştirerek…

Anadolulular bilirler.

Fare, insan kulağını çok sever. Uykuda iken yaklaşır. Kemirirken büyük özen
gösterir. Acıtmaz, sadece tatlı tatlı uyuşturur. Uyanıp da yokladığınızda, elinize
artık kulağınız gelmez, kan gelir.”

Bir köşe yazarı için en tatsız şeylerden birisi, tam tatilde iken önemli olayların
patlak vermesidir. “Fethullah Olayı”nın son perdesi beni on
günlük dinlencemde yakaladı. Köşemde, daha önce yazıp bıraktığım
yazılar yayımlanırken…

Dün sabah döner dönmez ilk işim konuyla ilgili eski yazılarımı karıştırmak oldu.

Yukarıdaki satırları hangi nedenle yazmışım?

Üç gizli rapor ve bir kitabın sergilediği gerçekler nedeniyle.

İlkin, Emniyet Genel Müdürlüğü 10 Mart
1992 tarihli raporuyla uyarmış. Arkasından
MİT’in raporu 22 Aralık 1996 tarihinde devreye
girmiş. Üçüncü ve son rapor ise, Genelkurmay’a bağlı Batı Çalışma Grubu’na art.

Yani “Fethullah Dosyası” ilk açanlar askerler değil!

Ama siviller gereğini yapmayınca, bir kez daha “iş başa düştü“ deyip kolları sıvayanlar askerler, Bu üç rapora ikicanlı tanıklığı ekleyen ‘Hocanın Okulları’ kitabını yayımlayan da, başta ÇYDD olmak
üzere 206 sivil toplum örgütü.

“Işık Evler”inde yetişmiş iki gencin tanıklığını o kitapta okuduktan
sonra, şu satırları yazmadan edememiştim:

“Okuyun ve eğer dehşet içinde kalmazsanız, madalyayı hak
edin!”

“Fethullah Dosyası”
başlıklı o yazı şu satırlarla son buluyordu:

“Demirel, Ecevit, Fethullahçı subayları
kurtarmak için geçmişte çaba sarfetmiş olan
Çiller.. Yılmaz, Cindoruk.. Fethullahçılarla
yakın ilişki içinde olduğu öne sürülen Moon
tarikatının AB D’deki toplantısına koşan Baykal..

Basında Fethullah olayını ‘ılımlı ve olumlu
İslam’ olarak göstermek için çırpınan saygın kalemler, TV programcıları..

Şimdi çok merak ediyorum: Acaba bu somut gerçekler karşısında ne yapacaklar, ne diyecekler?

Olasılıklar zaten belli.

Ya kandınldılar, yanıltıldılar. . Ya -parasal veya siyasal- çıkar ilişkisi
içine girdiler.. Ya da Nurculuk ve Fethullahçılık ile -Prof. Şerif
Mardin gibi- gönül bağı oluşturdular.

Herkes kendi adına bir açıklama yapmak
zorunda!

Ben merak ediyorum, herkes de merak ediyor.. Acaba hangisi için
hangisi?”

**

Bir maratonun bayraktarlığını Hikmet Çetinkaya yaptı. Cumhuriyet ona destek verdi. Olay giderek somutlaştıkça, boyutları büyüdükçe kervana bizlerde
katıldık.

Ama bu yaşamsal savaşıma uzun yıllar boyu
diğer basın seyirci kaldı.

Basın sonunda uyandı, uyandırıldı.. Siyasetçiler ise hâlâ inanılmaz
bir aymazlık içindeler.

Sayın Ecevit yıllar boyu hep askeri siyaset dışı tutmanın savaşımını
verdi. Askerin siyaset dışı kalması için, sivillerin sorumluluklarının
gereğini yapmalarını savundu.

Şimdi, partisi birinci
parti.. Kendisi başbakan.

Ona son seçimlerde oy vermiş olan önemli
bir kesimde düş kırıklığı.. Ve hemen herkesin
ağzında aynı söz:

“- İyi ki asker var!”

Fethullah kasetlerinden birkaç gün önceydi. Prof. Türkan Saylan
ile yemekteydik. Konu Fethullahçılara geldi. Ve
bir buçuk yıl önceki bir sözünü yineledi:

“- Adeta bir bilim kurgu filmi yaşıyor gibiyiz…
Altımız oyuluyor!”

Ne yazık ki.. bazı siyaset adamlarımız da,
kendilerini hâlâ bir sinema salonunda sanıyorlar.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: