Yazı Hakkında

Başlık:Bir Annenin Öyküsü…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:02 Kasım 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Annenin Öyküsü…

Yıl 1926… Cumhuriyet ilan edileli üç yıl olmuş.

Atatürk’ün eğitim ordusu yetişiyor… Her yüz kadından
sadece birisinin okuma-yazma bildiği bir toplumda; geleceğin “aydınlık” kuşaklarını eğitecek bir ordu.

Düşman Ankara kapılarına dayanır. Meclis’in Kayseri’ye
taşınması gündeme gelirken bile Mustafa Kemal daha
uzak yarınlan düşünüyor. Topladığı eğitim kurultayının görevi, Türk “kadın ve erkeğine” verilecek eğitimin ilkelerini saptamak.

Ortaçağ karanlığındaki bir toplumu aydınlığa taşımak
için herkese gereksinme var… Sadece erkeklere değil!

Ve 1910 doğumlu bir genç kız, 16 yaşında Atatürk’ün
eğitim ordusuna katılıyor.

Kilis’ten Ankara’ya kadar uzanan 44 yıllık bir uzun yürüyüşün başlangıcıdır bu… Bazen kendinden daha yaşlı “erkek” öğrencilerin de bulunduğu sınıflarda başlayan bir savaşımın… Anadolu’nun çocuklarına sadece okumayazma öğretmek için değil; temizliği, iyi insan olmayı, iyi
yurttaş olmayı ve Mustafa Kemal’in gösterdiği yolda yürümeyi öğretmek için verilen bir savaşımın.

Yolu, elektriği bulunmayan köylerden geçen… madalyası yetiştirdiği kuşaklar olan, onurlu bir uzun yürüyüşün…

Prof. Yakup Kepenek’ten dinlemiştim;

Olay New York’ta geçer… Sınıfta Türk öğrencilerin bulunduğunu öğrenen Japon profesör dersi keser. Ve sorar:

– Atatürk harf devriminı nasıl başardı? Bana açıklayabilir misiniz?

Çünkü Mao -en güçlü döneminde- ünlü “Kültür Devrimi“ni yapıp tüm gelenekleri altüst ederken bile bunu başaramamıştır. Hem de yüzlerce şekilden oluşan, öğrenmesi çok güç bir Çin abc’sınin değişmesi çok daha gerekli olduğu halde!

Atatürk başarmıştı, çünkü halkı ona inanıyordu.

Madem ki Atatürk söylüyordu; öyleyse doğruydu ve
yapmak gerekirdi… Sadece 16 yaşındaki genç öğretmen
değildi o inancı ve heyecanı yüreğinde duyan… 7’den
77’ye bütün “genç” lerdi… Babasız kalmış genç öğretmenin “genç” annesiydi. (O yaşta ‘halk derslikleri’ne koşan ve ileriki yıllarda büyüteç ile gazete başlıklarını hecelemeye çalışan annesi…)

Ve genç öğretmen, hep “genç” kalarak yaşlandı.

Sayısız “takdirname”ler alarak. Kendisine ve tüm insanlara saygısını koruyarak. Ne mesleğinden ne de anneliğinden özveride bulunarak. İnandığı doğrulardan ödün vermeyerek Hep en iyiyi yapmaya çalışarak.

Gerçek bir Kemalist devrimci gibi, kendini hep yenileyerek… çağını anlama çabası içinde torunları ile bile arkadaşlık kurmayı başararak…

Herkese yardımı yaşamının bir parçası haline getirerek… Hayatta tek bir kişiye bile tek bir kötülük yapmayarak.

1990 yılında Kilis Kültür Derneği’nce “yılın annesi”seçilerek. 1992 yılında, Yoksullara Yardım ve Eğitim Vakfı’nca “şükran” plaketi verilerek.

Dinsel gerekler dışında başını örtmeyerek… Ama orucunu tutup, namazını kılarak.

80 yaşında, acılar içinde, ancak koltuk değneğiyle yürüyebilirken bile yurttaşlık görevini yerine getirmek için
seçim sandıklarının başında sıraya girerek.

“Kurtuluş” dizisini izlerken gözyaşlarını silerek..

Yaşama gözlerim kapatmadan bir saat öncesinde bile..
CSO’nun ‘Cumhunyet’in 71. YV Konseri “ndeki coşkuyu
duyunca mutlu olup, torunlarına anlatarak.

İnancını, onurunu, kendi gücü ile ayakta kalabilme istencini yitirmeden.

Bir çınar gibi dik ve dingin… Kökleri sağlam, dalları gür.

Olağanüstü bir öğretmen… Olağanüstü bir anne… Olağanüstü bir insan…

Atatürk’ün bir çocuğu…

Annemi sonsuzluğa doğru yolcu ederken bunları düşündüm.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: