Yazı Hakkında

Başlık:Bir Demet Daha…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:23 Ağustos 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Demet Daha…

İnsanlar umut verici şeylere susamışlar.

“Bir Demet Güzellik” yazısının bu ölçüde ilgi çekeceğini doğrusu beklemiyordum. ÇYDD’ye yoğun başvurular olmuş. Umut ışığı görünce, özveride bulunmaya, bir şeyler yapmaya hazır o kadar çok kişi var ki. Yeni bir demet daha sunmak kaçınılmaz oldu.

★★★

“Esnaf ve sanatkâr” genellikle tutucu bilinir. Bunu sınıfsal koşulların gereği sayan solcular da çoktur.

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu, bir süre önce Ankara Ostim’de büyük bir Atatürk heykeli yaptırdı. Anıtı güzel bir törenle açtı.

Ve Konfederasyon Başkanı Sayın Derviş Günday’ın anlamlı konuşmasında şu tümceler özellikle vurgulanıyordu:

“Atatürk’ün laik Türkiyesi’nde şeriat tamtamları çalıyorlar. Kimileri Allah-kitap deyip milletin beynini yıkamaya çalışıyor. Kimileri Atatürk’e ve hatta o şerefli anasına bile dil uzatabiliyor. Kimileri de dini istismar edip, siyasi ikbal bekliyor.”

Ve ekleniyordu:

“Bu ne cürettir. Bu ne küstahlıktır. Eğer Atatürk olmasaydı, acaba bu din simsarlarının, Atatürk düşmanlarının babalarının adı ne olurdu?.. Bir kez daha tekrarlıyoruz. Bu ülke molla düzeni ile değil, mutlaka ve mutlaka Mustafa Kemal Atatürk düzeni ile yönetilecektir.”

★★★

Dört siyasal partinin kadın komisyonlarının da içinde olduğu, tam 35 kadın kuruluşunun bir araya gelmesinden oluşan devasa bir “şemsiye örgüt” var: İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği.

Ortak paydaları “eşitlik, demokrasi, kadınların insan hakları ve laiklik” olan kuruluşların oluşturduğu bir sivil toplum örgütü.

Birlik adına, Prof. Necla Arat bir dava açtı. Başka bir Prof. bir bayan hakkındaydı bu dava… Prof. Tansu Çiller hakkında!

Niçin?

“Hiçbir zaman ve hiçbir şekilde masaya oturmayacağını, ülkeyi karanlığa götürmeyeceğini defalarca dile getirdiği, din devleti özlemcisi bir siyasal parti ile koalisyon kurarak, DYP’ye oy verenlerin çoğunu ve kamuoyunu aldattığı” için… Tutarsızlığı ve siyasal erdemden yoksun davranışlarıyla “kadınların siyasal geleceğine doğrudan zarar verdiği” için…

★★★

Işık Kansu da köşesinde duyurmuştu.

296 kişi bir araya gelerek, Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı’nı (ZOKEV) kurdu (Tel/Faks 372 – 253 7459)… Üç neden var onları hır araya getiren:

“Çağdaş uygarlığın temel ilkelerine yönelik sa. Laiklik ve demokrasiden yana güçlerin dağınıklığı . Katılıma, örgütlü sivil toplum için mücadele zorunluluğu… ”

Şöyle diyorlar;

“Demokrasiden laiklikten yana güçlerin, demokrasi karşıtlarından ve şeriatçılardan daha cesur, daha kararlı ve daha örgütlü olmadığı bir ülke, karanlığa gömülmeye mahkûmdur. Tarih bunun örnekleriyle doludur… Eğer güçlerimizi birleştirerek mücadele edersek, özgür ve aydınlık bir gelecek, başaramazsak, karanlık ve çağdışı bir gelecek bizi beklemektedir.”

Ve ekliyorlar:

“Zaman korkma ve çekişme zamanı değil; ulusal evrimimizin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe seslenişindeki çağrıya uyma zamanıdır.”

★★★

Bir başka yeni sivil toplum girişimi de, “Toplumsal Saydamlık Hareketi” (Faks: 312 – 420 51 65).

Amacını şöyle açıklıyor:

“Evrensel ve geleneksel ahlak kuralları çerçevesinde, temiz bir toplum için gerekli bilinçlenmenin, eğitimin ve denetimin yaygınlaşmasını sağlamak. Gün ışığında bir kamu yönetimi için gerekli yasal düzenlemelerin ivedilikle gerçekleşmesini sağlamak. Medyanın, kişisel skandal yayıncılığından, gözü kapalı partizan tutumlarından ve mal pazarlamacılığından kurtarılarak toplumsal ahlak ve saydamlığın, doğal araç ve yardımcısı durumuna getirilmesine çalışmak.”

Ve masamın üzerinde bir çağrı duruyor.

Benim “Bugün Susan, Yarın Konuşamaz!”, yazımın başlığının fotokopisiyle başlayan bir çağrı.

“Cumok, Karadeniz Ortak Platformu”, bireysel yakınmaları artık “Türkiye çapında bir koro”ya döndürmek zamanının geldiğini haykırıyor. Somut eylem önerilerini teker teker sıralıyor. (Tel: 462 – 326 62 67).

★★★

İşte Atatürk’ün attığı tohumlar! İşte “sivil toplum”!

Asıl sivil toplumu, numaracı cumhuriyetçiler değil, onlara karşı olanlar oluşturuyor.

Ve tüm bunlar, bana Kurtuluş Savaşı öncesi ortamı anımsatıyor Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyetleri’ni…

Ve de galiba. İkinci Kurtuluş Savaşı başlıyor!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın