Yazı Hakkında

Başlık:Bir ‘Fellah’ Konuşuyor…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:30 Aralık 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir ‘Fellah’ Konuşuyor…

Öyle anlamlı mektuplar geliyor ki.

Çoğuna -ne yazık ki- ne yanıt verme olanağım var ne de
köşemde yer verme olanağım. Ama bazıları ‘çok özel’ oluyor. Güncelle de birleşince onları okurlarımla buluşturmaktan kendimi alamıyorum.

Bunlardan birisi, bir aydır masamdaydı. Ve bir “fellah” bayandan gelmişti.

★★★

 

Sayın Tülin Öney, ‘Kürt sorunu’nu irdeleyen bir yazım üzerine kaleme sarılmış, özellikle de şu tümceyi çok önemsediği anlaşılıyor:

“Hukuk devleti, yurttaşlarının tümüne veremediği hizmeti, bir kesimine özgü olarak veremez.”

Mersin, Adana, İskenderun ve Antakya başta olmak üzere. Güney Anadolu’da yoğunlaşan ve aslı Arap olan bir kesimin temsilcisi. O yörede ‘fellah’ olarak adlandırılan Alevi yurttaşlarımızdan. Fellahın Türkçedeki karşılığı ise çiftçi.

Ataları çok uzun yıllar önce, Arap topraklarındaki Sünni
baskılardan kaçmışlar.

Kendi deyimi ile ‘Kurtuluş Savaşı ve Atatürk ‘ün varlığı
ile yepyeni bir kimlik’ bulmuşlar. Ve ‘bir potada erimiş’ler.

★★★

Sayın Öney “Ben kim miyim?” diye soruyor ve yanıtlıyor:

“Benim insanlarımın tamamı Arapçayı en azından anlar, konuşur, okuyup yazabilenlerin sayısı da çoktur. Arapça özellikle kadınların sohbet dilidir. Kuran’ı anlayarak okumanın, anlayarak dinlemenin tadını bilir misiniz Sayın Kışlalı! Benim insanlarım bu tada aşıktır.

Şimdi, bir topluluk düşünün ki kökeni Arap olmasına karşın, bütün Arap dayatmalarına karşı olsun. Dini siyasete alet eden her türlü kurumdan uzak dursun. Şeriatçı yobazlara asla yüz vermesin. Laikliğe inanmış olsun; bayrağı Türk bayrağı, ışığı Mustafa Kemal olsun. Vatandaşlık
bağlarına sıkıca bağlanmış ve gücünü Türk yasalarındaki bu bağlardan alıyor olsun.

Böyle bir topluluk, hiç kimseden hiçbir şekilde Arapça
eğitim istemez, yetişecek çocuktan için de imam-hatip
okullarını seçmez. Kaldı ki Arapçada şive-lehçe ya da şekil gibi nedenlerle birbirini anlamayacak bir ayrıma varmış söyleyişler de yoktur!”

Sayın Öney, belli ki Kürtçedeki durumun farklılığını anımsatmak istiyor.

Ve düşünce zincirini şöyle noktalıyor:

“Demokrasi istiyoruz, isteyeceğiz; hakkımız. Ama sadece kendimiz için mı. herkes için mi? Nedense herkes kendi yanına çekiştiriyor. Umanın kopmadan, demokrasinin hepimiz için olduğu anlaşılır. ‘Katılım’ın gücü ortaya çıkar.”
★ ★★

Tülin Öney, Çukurova Kültür ve Sosyal Dayanışma Derneği Kadın Grubu Başkanı. Mektubu önemli ve anlamlı.

Düşündürücü.

Hepimiz için düşündürücü. Kürtlük ile Kürtçülüğü ayırma konumunda olan yurttaşlarımız için özellikle düşündürücü.

Mektubu okuyunca, Fransız Le Monde gazetesinde bir
süre önce çıkmış olan bir başyazı geldi aklıma. Şöyle diyordu:

“Bağdat rejiminin Arap milliyetçiliğinin tersine, Kemalizm, çoğunlukla bir etnik grubun diğer etnik gruplar üzerindeki bir baskı aracı değildir. Laik ve cumhuriyetçi bir bütünleşme idealidir.” 

İşte çakışan iki değerlendirme.

Biri, başka bir ülkeden göç etmiş bir yurttaştan… Öteki ise bu toplumun dışından.

Biri, ana dilini, ‘kültürel kimliğini’ korumuş bir yurttaş:
Arap kökenli bir Türk… Öteki, demokrasinin beşiği olan ülkeden bir ‘yabancı’ gözlemci.

Kemalizm’in erdeminde birleşiyorlar.

Çünkü ikisi de olaya duyguların değil, aklın süzgecinden
geçerek yaklaşıyorlar.

İkisinin de ne Ermenilerle çıkar bağları var ne dr Türkiye’nin düşmanı komşu devletlerle…

İki düşünceyi buluşturan ‘gerçek’ üzerinde hepimiz düşünmeliyiz.

Ama özellikle de henüz ‘sağduyu’sunu yitirmemiş olan
Kürt kökenli yurttaşlarımız düşünmeli!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: