Yazı Hakkında

Başlık:Bir Hint Efsanesi…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:02 Haziran 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Hint Efsanesi…

Çok eskilerde Hindistan’da ormanlık bir bölgede iki arkadaş yaşarmış. Birisi aydın bir düşünür, ötekisi cahil bir oduncu…

Birisi tüm gününü kitaplar arasında yazıp çizerek ötekisi ise ormanda odun keserek geçirirmiş. Birincisinin ince ve anlamlı bir yüzü, ama hareketsizlikten hantal ve yağlı bir gövdesi varmış. İkincisi ise kaba saba başının altında, yaşam biçiminin oluşturduğu adaleli ve biçimli bir gövdeye sahipmiş.

Günün birinde bu iki arkadaş ormanda gezinirken ırmağın ıssız bir kıyısında, gözlerden uzak çırılçıplak yıkanan genç bir kıza rastlamışlar. Kız güzel mi güzelmiş… İkisi de aynı anda vurulmuşlar ona. Kızdan, ikisinden birisini eş olarak seçmesini istemişler.

Güzel kız bir türlü karar verememiş.. Birisinin yüzü, ötekisinin gövdesi güzel. Birisi bilgili ve ince, ötekisi cesur ve güçlü. Nasıl seçsin?

Sonunda iki arkadaş, kılıçlarını çekip vuruşmaktan başka çare bulamamışlar… Kader bu ya; ikisinin de kafası aynı anda uçuvermiş.

Kız üzgün, perişan ağlarken derinden gelen ulu bir sesle irkilmiş birden: “Sana bir şans daha veriyorum” demiş ses, “Kafalarını yeniden gövdelerinin üzerine yerleştirince canlanacaklar!”

Alacakaranlıktan mı, yoksa içindeki gizli istekten mi bilinmez; genç kız güzel başı güzel gövdenin üzerine yerleştirmiş, diğer başı da diğer gövdeye… Sonra da birinciyi kendine eş olarak seçivermiş.

Bitti mi? Hayır! Efsanelerde bile bir gerçekçilik vardır. Zamanla gövdeler başlara uyuvermiş. Güzel başın altındaki gövde, kitaplar arasında geçen hareketsiz günler sonunda şişmanlayıp gevşemiş. Odun kırarak yaşamını sürdürme zorunluğu ise öte yanda yeni bir güzel gövde yaratmış.

★★★

Kıssadan hisseye gelince..

Bu olmamış olaydan çıkarılacak iki sonuç var. Birincisi çok açık ve seçik: Başlarla gövdelerin eninde sonunda uyuştuğunu söylüyor. Olmazı oldurmaya çalışmanın anlamı olmadığını gösteriyor.

İkinci ders ise gözlerden kaçabilecek cinsten. “O iki arkadaştan hangisi güzeldi?” derseniz tek yanıt olanaksız. Zaten genç kızın çaresizliği de oradan geliyor. İkisi de güzel ya da ikisi de çirkin sayılabilir. Çünkü birinin güzel olması, ötekinin güzel olmadığı sonucunu vermiyor.

Bir seçeneğin doğruluğu, öteki seçeneğin yanlışlığını mı kanıtlar?

★★★

Solda üç yapı ve üç de baş var.

SHP, bir tepkinin ürünü olarak doğdu.. ’24 Ocak’ modeline, sağın hemen her türlüsüne gösterilen hoşgörüye, solun her dalına gösterilen anlayışsızlık ve katılığa, tek yanlılığın haksızlığına, seçeneksizliğe, 12 Eylül sonrasının dar görüşlülüğüne tepkinin ürünü olarak..

DSP de bir tepkinin ürünüdür.

Baş ile gövde arasındaki çelişkilere, kısa vadeli ve aceleci çözüm yollarının yetersizliğine, 12 Eylül öncesinin çaresizliğine gösterilen tepkilerin ürünü…

SHP; aritmetik bir birleşmenin yetebileceğini, biriken düş kırıklıklarının kendisine iktidar yolunu açacağını, halkın beklentilerinin hızlı hareket etmeyi gerektirdiğini, sabırların tükenmekte olduğunu düşünüyordu.

DSP ise tutarlı bir yapı ve uzun soluklu bir çalışma olmadan alınacak sonuçların düş kırıcı olacağına, kolaylığın tehlikelerine inanıyordu.

SHP, yapısındaki çelişkileri yansıtan bir ‘baş’ oluşturdu. DSP’de ise ‘baş’ kendisine uygun bir gövde yarattı; kaçınılmaz olarak ‘tek ses’li bir gövde..

Peki CHP’de ne olacak?

Baş mı gövdeyi belirleyecek, yoksa diğer örneklerden ders alınacak mı?

Önce ‘sosyal demokrasi’yi taşıyabilecek tutarlı bir yapı oluşturup; sonra bu yapının özelliklerini yansıtan, ‘ortak aklın sözcüsü’ bir ‘yönetim biçimi’ mi ortaya çıkacak?

Ya da başların bencilliğinin tutsağı olan gövdeler ‘cansız’ yere serilince; onların kanları ile sulanan topraktan sağlıklı bir yapı mı fışkıracak?

Kökleri derinde ve sağlam, dalları dimdik ve görkemli..

Bir çınar gibi …

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: