Yazı Hakkında

Başlık:Bir İdeolojiye Taban Aranıyor!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih: 14 Temmuz 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir İdeolojiye Taban Aranıyor!

En zor şeylerden birisi, insanın dostlarını herkesin
önünde eleştirmesidir.

Ortada yeni bir partileşme var. DCP, yani Demokratik Cumhuriyet Programı. Herhalde bir süre sonra, “program” sözcüğünün yerini “parti” sözcüğü alacak. Ve bir P’nin yerini gene bir başka P alacağı için, DCP de aynı kalmış olacak.

Ciddi bir hareket. Yıllardır süren bir çalışmanın ürünü. İçinde yakın ya da uzak dostların var. Dostum olmadığı halde, saygı duyduğum isimler var.

Önce, bazı olumsuzlukların altını çizmektense, hiç
yazmamayı seçtim. Ama, konu ile ilgili görüşümü
soranlar o kadar çoğaldı ki kaçmak zorlaştı.

Kitleler, ayrıntının ayrımına varamazlar.

Bu nedenle de, kitle desteği bekleyen bir hareketi, önce ana doğrultusu ile değerlendirmek gerekir. Ayrıntı, aydınların işidir. Halkın gözünde ise ayrıntı.
“Osmanlı Bankası farkı”nı oluşturur.

Şu sözler, hareketin sözcüsüne ait:

“Atatürkçülük ilkesini benimsemiyoruz! Altıok’a
karşıyız!..”

Yer, dinci kesimin ciddi yayın organlarından. Yeni
Şafak gazetesi. Sözlerin sahibi ise Tarhan Erdem.

Hareketin Öncülerinin Aydın Engin ile yaptığı söyleşi de, pazar günü Cumhuriyet’te yayımlandı. Solcu olduklarını, sosyal demokrat olduklarını, herhangi bir ideolojik söylemi benimsediklerini söylemekten “kesinlikle” kaçmıyorlar.

Acaba niçin?

Yeni emperyalizmin dayattığı üzere, “ideolojilerin sonu”nun geldiğine inandıkları için mi? Yanlış anlaşılmaktan korktuklarından mı? Yoksa “Söylersek bazılarını kaçırabiliriz” kuşkusu ile mi?

Yanıt açık. Yapmak istedikleri ise, “doğru”ları alt
alta sıralamak.

Peki kimin doğrularını? Doğru tek mi? Gecekonduda oturanla apartmanda oturanın doğrusu aynı mı?

Yoksa bu doğrular, “teknokratların doğrusu” mu?

Kemalizme, yani ‘sürekli devrimciliğe hayır!

Sanayi, tarım ve hizmet sektöründe devlete hayır!

Kürtçe eğitime evet!

Dinsel topluluk ve tarikatlara geniş haklar tanınmasına evet! ‘Her cemaatin kendi camisini, kendi Kuran kursunu, kendi imam-hatip okulunu yapmasına” “evet”

Toplumculuğa hayır, bireyciliğe evet!

Bu ne ideotojisizliktir -ki zaten olanaksız- ne de yeni bir ideolojidir. Bu “yeni koşullara yeni çözümler” üretmeye çalışan, eski bir ideolojidir. Babası da Prens Sabahattin’dir.

Bunca yıl sonra, hareketin adı herhalde ‘Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’i yani (“Özel Girişim ve Yerinden Yönetim Derneği”) olamazdı. Olamayacağı için de, DCP oldu.

DCP’de elbette ki birçok olumlu çözüm önerisi var.

Ama o programı hangi toplum kesimlerinin sırtlayacağı, programın hangi toplumsal güçlerin desteği ile gerçekleşeceği yok. Boyner hareketinden “temel”de nerede ayrılındığı yok.

İlk desteğin, niçin bazı azılı Atatürk düşmanlarından, numaracı cumhuriyetçilerden geldiğinin yanıtı da yok.

Önce ideoloji oluşturulup, “Hadi buna müşteri yok mu” diye beklenmez, önce kimin ya da kimlerin sorunlarına öncelik tanınacağına karar verilir; sonra, oradan yola çıkarak, toplumun geneline ulaşan çözümler üretilir. O çözümler bütünü, o kesimler tarafından “inanç” düzeyinde benimsendiğinde de “ideoloji” doğmuş olur.

İnsanlar ideolojiler için yaratılmaz. İdeolojiler insanlar için yaratılır. Ve ulusçuluğu dışarda tutarsanız; toplumun tümünü kavrayan ideoloji yoktur, olamaz!

Teknokratlar da ‘kesin doğru’ları saptayamazlar.
Sadece “seçenek” üretirler. Her ideolojiye göre, “ayrı” seçenekler…

***

Elbette ki bu “çürümüş düzen” değişmelidir! “İnsanca, hakça ve çağdaş” bir düzen elbette kurulmalıdır!

Ama 21. yüzyılın gerektirdiği düzeni, ne “adil düzen” maskesini takmış “eski sağ” gerçekleştirebilir ne de numaralama meraklısı “yeni sağ”… Solcu olmayanlar, düzeni “ileriye dönük” olarak değiştiremezler.

Türkiye koşullarında ise… Kemalizmi yadsıyan solcular, düzeni değiştirebilecek toplumsal desteği sağlayamazlar!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın