Yazı Hakkında

Başlık:Bir Komünistlik Yaptım…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:19 Ekim 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Komünistlik Yaptım…

Özal’ın cumhurbaşkanlığı gülerindeydi.

ASİAD’ın Hilton’daki bir toplantısının
konuşmacısıydı. Ön masalardan birinde oturuyordum. Konuşmasının bir yerinde başını benden tarafa çevirdi:
“Demiryolları komünist rejimlerin tercihidir. Karayolları ise özgürlüktür. Demiryollarında vatandaşların seyahatleri denetim altındadır… ”

Aynı masada oturan partisinin bazı
Bakanlarına baktım. Işın Çelebi renk
vermemeye çalışıyordu.

Başta Fransa ve Japonya olmak üzere, en gelişmiş ülkelerde demiryolları çok yaygındı. Ve hepsi de demokratik
ülkelerdi… Demiryollarının neredeyse
yok düzeyinde olduğu gen kalmış ülkeler ise çoğunlukla baskı rejımleriyle yönetiliyordu.

Geçenlerde bir komünistlik de ben yaptım.

Yıllardır unuttuğum bir araca başvurdum. Ankara’dan İstanbul’a Başkent Ekspresi ile gidip geldim. Eski bir dostla yeniden karşılaşmış gibi oldum.

Meğer ne büyük keyifmiş tren yolculuğu..

İki kuruş daha fazla kazanmak amacıyla sıkıştırılmş koltuklar yok… Ayağınızı uzatamamaktan her tarafınızın uyuşması, kasların kaskatı kesilmesi tehlikesi yok… Kaza korkusu içinde yüreğinizin her an ağzınıza gelmesi olasılığı yok.

Pırıl pırıl, yeni bir anlayışla düzenlenmiş vagonlar.

Güleryüzlü hostesler.

Uygun fiyatlı bir lokanta.

Otobüsle arasındaki süre farkı ise bir,
birbuçuk saate inmiş.

Ve en pahalı tren seferi bile otobüsten daha ucuz!

Ankara-İstanbul arasının çift hat olduğunu… sürenin rahatlıkla 3-4 saate indiğini düşünebiliyor musunuz!

Bırakın otobüsü… o zaman uçağı mı
seçersiniz, treni mi?

Birden anılarım çok uzun yıllar öncesine uzandı.

İstanbul’da yatılı okuyorduk… Önce Kilis’ten Antep’e otobüsle gidilirdi. Sonra Antep’ten Narlı’ya. Ve Narlı dan trene binilirdi.

Posta treni ile yol üç gün üç gece sürerdi.

Koridorlarda yerlere oturmuş insanlar.
Aktarmalarda saatler süren beklemeler… Sıcaktan pencere! en kapatmamış iseniz; her tünelden sonra kömür tozlarından zenciye benzemiş yolcular.

Derken Narlı-Antep arasına da demiryolu yapıldı. Mutluyduk. Narlı’da inip bizi Antep’e götürecek olan küçük trene bindik.

Tıkır… tıkır… tıkır… Durduk

Dağın başı rtrafta bina falan yok. Her
taraf bağ.

– Makinist sarmalık taze yaprak topluyor.. Toplamak isteyenler acele etsin!
Tıkır… tıkır… tıkır… Durduk.

Gene dağ başı Bu kez sadece kayalar var.

Bir koşuşturmaca başladı trenin dışında.. Meğer makinist yol kenarında kocaman bir yılan görmüş… Yılanı yakalayabildiler mi, bilemiyorum.

Tıkır… tıkır… tıkır… Bir kez daha durduk.

– Acaba tornavidası olan var m? Ufak
bir arıza var da…

Olay aynıyle vaki… Abartma falan yok…

★★★

O günler çok genlerde kaldı

Ama onları yaşamamış olanların, geçen gün Başkent Ekspresi’nde aldığım keyfi alabilmesi çok zor… Zor olmasına
zor da, otobüsle arasındaki farkı anlaması da çok kolay!

Kişi başına düşen yıllık ulusal gelirin
67 dolar olduğu bir Anadolu… On yılda
yurdu demir ağlarla oran bir cumhuriyet.
Ve bunun gururunu taşıyan bir gençlik…

Çok çok gerilerde kaldı hepsi de.

Karayolları yurdu bir ağ gibi sardı… Raylı ulaşım sistemleri ölüme terkedildi…
Kaza oranlarında dünya rekoraları kırıldı.Büyük kentlerde ulaşım felç oldu…

Geçen günkü yazımda hükümetin 100
günündeki artıları sıralarken, çok önemli olan birisini unutmuşum… Demiryollarını yeniden önemsemek az şey mı?

İstanbul Boğazı’nın altına, raylı ulaşıma öncelik tanıyan tüpgeçit kararını vermiş olmak az şey mi?

★ ★★

Tren Pendik’e yaklaşıyordu.

Camlardan birinde bir taş patladı…
Ve küçük bir çocuk koşarak uzaklaştı…

O, trende olanları kıskanıyordu… Ulaşamayacağı kadar uzakta olana hınç duyuyordu..

Karayollannı geliştirirken, demiryollannı unutmak yanlıştı. Tıpkı Türkiye’yi geliştirirken, dünyada gelir dağılımı en bozuk, toplumsal adaletsizliği en yüksek
on ülkenin arasına sokmanın yanlışlığı gibi.

Birinci yanlış: para, zaman ve can kaybına yol açıyor… İkincisi ise toplumsal barışın kaybına…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: