Yazı Hakkında

Başlık:Bir Komutanın Dramı!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:07 Aralık 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Komutanın Dramı!

Şu sözleri dikkatle okuyun:

“Yapılan bütün propagandalara rağmen, Atatürkçülük bir ideoloji olamaz. Zira her ideolojinin temelinde bir fikrin bulunması icap eder. Atatürk ise bir fikir değil, bir şahıstır. Bu kadar insicamsız (yani tutarsızdır fikir mecmuasına ideoloji adı verilemez… Yaptığı hareketler şüphesiz bazı fikirlerden mülhem oldu, fakat bunlar, şuradan bura-
dan toplanmış şeylerdi. İncelenirse, Atatürk’ün hareketleri ve fikirleri arasında birçok tezatlar bulunabilir… Hakikat) açıkça söylemek lazım gelirse, Atatürkçülük, Türkiye’de, Atatürk öldükten sonra doğan bir içtimai hastalığın adıdır…”

Kim söylemiş bunları?

RP’nin aklıevvel anakent belediye başkanlarından biri mi? Numaracı cumhuriyetçilerin bir sözcüsü mü? Şeriatçı basından bir köşe yazarı mı? Yoksa Sayın Boyner mi?

Hiçbiri değil!

Atatürkçü” 12 Eylül yönetiminin -Atatürk’ün kurumlarını kapatıp, “miras hakkı“nı çiğneyerek- kurduğu; Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’nun bir üyesi… 12 Eylül yönetimince atanmış olan bir profesör üyesi…

★★★

Şu sözler de geçen gün Hürriyet’in “manşet” haberinde yer aldı:

“Şeriatçıların orduya sızmasını önlemek için mücadele veriyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri, halkın içinden geliyor. Ancak şeriat yanlısı kesim büyüdükçe, bizim kaynağımız da tehlikeye giriyor. Bu beni düşündürüyor. Hadi subay, astsubay adayını elersiniz. Ama erler için bu söz konusu değil.”

Haberin önemi, söyleyen kişinin kimliğinden kaynaklanıyordu. Bu sözlerin sahibi olan Sayın Doğan Güreş, daha birkaç ay öncesine kadar Genelkurmay Başkanı’ydı.

Sözler doğru. Ama onlara eklenen bir düşünce var ki çok “düşündürücü“:

“Laikliğe aykırı eylemler anayasa suçudur ve bu konuda yargıya büyük görev düşmektedir!”

★★★

Türkiye’de 12 Eylül’e kadar “şeriatçı” güçler ciddi bir tehdit oluşturmuyordu… Bugün oluşturuyor!

Nedeni ise açık.

Partisinden TDK’ye, TTK’ye ve hatta Çocuk Esirgeme Kurumu’na kadar… Atatürk’ün kurduğu hemen tüm kurumlar 12 Eylül döneminde kapatıldı.

Türk-İslam Sentezi” 12 Eylül döneminde “resmi ideoloji” oldu. Atatürk’e karşı olan “dinci milliyetçi“ler ya da “milliyetçi dinci”ler, 12 Eylül döneminde köşe başlarına getirildiler, rektörlük makamlarına oturtuldular.

Laikliğin temeline dinamit koyan hükümler, 12 Eylül yönetimi eliyle anayasaya girdi.

Kemalistler dahil, tüm solun üzerinden silindir gibi geçip meydanı “sağın her türü“ne 12 Eylül yönetimi teslim etti.

Şeriatçı-Suudi bağlantısı -“Rabıta” aracılığı ile-12 Eylül döneminde ve devlet eliyle sağlandı

Toplumsal dengeleri daha da bozacak, bölgeler ve sınıflar arasındaki dengeleri daha da yıkacak.. ve giderek “adil düzen“i tek umut kılacak bir Özal ideolojisine, iktidar “altın tabak” içinde, 12 Eylül yönetimi marifetiyle sunuldu.

Tüm yurdu saran “dinci “vakıflar 12 Eylül’ün ürünüdür…

Ama “sol ”un her türünü esip savuran, Mustafa Ekmekçi‘nin “Türkçe ezan “tartışması açmasını bile yasaklayan 12 Eylül.. örneğin, imam-hatip okullarını “din adamı gereksinmesi” sınırlarına çekmeyi düşünmemiştir bile.

Ve bugünlere gelinmiştir!

★★★

Ne verirseniz, onun karşılığını alırsınız.

Başarıya giden ilk adım, hatayı kabullenmekten geçer.

Sayın Güreş, topu yargıya atmadan önce, bugünün nedenlerine doğru bir tanı koymalıdır. Bataklığı bırakıp, teker teker sivrisineklerle uğraşmanın kısırlığını görmelidir. Ve günahı uzaklarda değil. Marmaris’teki komşusunda aramalıdır.

Bir “özeleştiri” yapmalıdır!..

Yıllardır Harbiye’ye dışarıdan ders vermek için çağrılanlar, acaba niçin hep “belirli’’ bir siyasal çizgidendir? O “hocalar, acaba niçin derslerde “hâlâ” sosyal demokratlara saldırmak gereğini duyuyorlar? İçlerinden bazıları niçin“12 Eylül’de solcular korundu, asıl sağcılar ezildi” gibi
“gerçekleri” (!) bugün bile genç Harbiyelilerin kafasına sokmaya çalışıyorlar?

Evet… Ne verirseniz, onu alırsınız!

Kilis kökenli olmak gibi bir ortak yanımız da bulunan Sayın Doğan Güreş… Cumhuriyete verdiği bir demecinde de Türkiye’nin bugünkü bazı sıkıntılarını “fazla sola kaymış” olmakla açıklamıştı…

Sorumluluk duygusu… Kısırdöngü… Çaresizlik,.. Üzüntü..

Bu sadece -insan olarak saygı duyduğum- bir komutanın “tekil” dramı mı? Yoksa, aynı koşulları paylaşanların “çoğul” dramı mı?!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: