Yazı Hakkında

Başlık:Bir Konuşmanın Anatomisi
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.7)
Tarih:12 Eylül 1999, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Konuşmanın Anatomisi

İlginç konuşmanın sahibini dikkatle izledim. Biz
Ankara’da idik, O ise İstanbul’da. Ama Kanal D’deki “32. Gün” hepimizi aynı odaya koymuş gibiydi.

Sayın Yargıtay Başkanı’nın ilk dikkati çeken yanı oturuş biçimiydi. Evinde TV izliyormuş gibiydi.
Sere serpe. Koltuğunda kaykılmış, ayaklarını olabildiğince uzatmış.

Adalet Bakan’ı Prof. Hikmet Sami Türk, Yekta Güngör Özden ya da ben konuşurken, O, söylenenlerin kendisi için önemsiz olduğu izlenimini
yaratmaya özen göstermekteydi.

Kutsal olduğuna inandığı, 55 sayfalık “ünlü” konuşmasının sayfalarını karıştırır gibi yapıyordu. Sıra kendisine geldiğinde de, en çok kullandığı sözcük “Ben… Ben… Ben…”oldu.

Bol bol konuştu. Gereksiz ayrıntılara, konuyla pek de ilgisi olmayan şeylere bile girdi. Sözleri hiç kesilmedi. Ama sıra o sözlerin irdelenmesine gelince, Sayın M. Ali Birand treni kaçırmaya korkan telaşlı yolculara benzedi birden.

Kendimi sadece başlıkları okuyup kürsüden
inen konuşmacılar gibi duyumsadım…

Bugün saat 14.00’te Flash TV’deki “Politika Günlüğü “nde konuyu daha rahat tartışabileceğimizi umuyorum.

Doç. Sami Selçuk’tan konuşmasında özellikle
dört konu öne çıkıyordu.

Anayasa.. Kemalizm.. Laiktik.. Ve Cumhuriyet demokrasi ilişkisi..

Bugünkü anayasa, orta sağ bir partinin programı gibidir. İşçisiz bir sol ve solsuz bir demokrasi özlemlerinin ürünüdür, iki bacaklı bir insana giydirilen tek paçalı pantolondur.. Anti-Kemalisttir.

Bu anayasanın, Türk Dil ve Tarih kurumlarının devletleştirilmesi gibi, “hukuka aykırı“ hükümleri bile vardır. Türkiye’yi 20. yüzyıla taşıyabilecek olan
anayasa ise, Kemalistlerin hazırlamış oldukları 27
Mayıs Anayasası gibi bir anayasadır: Özgürlükçü,
katılımcı, sivil toplumcu!

Bu anayasa elbette ki değiştirilmelidir.

Ama bu konuda en son konuşma hakkı olanlar, 2. cumhuriyetçilerdir. Yani anayasanın hukuka aykırı hükümlerine karşı tek bir söz söylememiş olanlardır.

Sokaktaki adamın miras hakkına bile dokunulamazken, Atatürk’ün vasiyetinin anayasa ile çiğnenmesi karşısında sessiz kalanlardır bugün susması gerekenler.

★★

Yargıtay Başkanı’nın anayasayla ilgili söyledikleri genelde doğru. Kemalizmle ilgili düşünceleri de özünde yanlış değil.

Kemalizmin geçmişin bekçiliği olamayacağını hep
yazdık.

Kemalist olmak, o ilkelerin ışığında 2000’li yılların sorunlarına “en ileri” çözümleri üretmeyi gerektirir. Atatürk’ün sağlığında yaptıklarının bekçiliği ile yetinenler, giderek Kemalizmden uzaklaşmış olurlar.

Giderek Atatürk’ten uzaklaşmış olurlar…

Elbette ki Atatürkseverlik başkadır, Atatürkçülük başkadır.

Atatürk’ü kalıplaştırmak, putlaştırmak, her şeyden önce Atatürkçülüğe ters düşer. Kemalizm, Altıokun ışığında “sürekli devrim “ciliktir.

Devleti Kemalizmden koparan yolu, Celal Bayar gibi “Atatürk’ü sevmek ibadettir” diyenlerin açtığını unutabilir miyiz! Kemalizmin karşıtı olan ‘Türk-İslam Sentezini resmi ideoloji konumuna getirenlerin, Türkiye’yi Atatürk heykelleri ile donatanlar olduğunu yadsıyabilir miyiz!

Kemalizm geçmişin bekçiliği olamaz, ancak
“geleceğin öncülüğü” olabilir.

Sayın Yargıtay Başkanı ile özünde buluştuğumuz iki önemli noktaydı, anayasa ve Kemalizm yorumları. Kendisi ile ters düştüğümüz iki önemli konu da bir başka yazıya kalıyor.

Birisi laiklik, ötekisi de Cumhuriyet-demokrasi ilişkisi.

Sayın Başkan bu konuları tartışmaya açmakla iyi etti. Ama temsil ettiği kurum tarafından paylaşılmayan bazı kişisel düşüncelerini kurum adına
resmileştirmekle iyi etmedi.

Yekta Güngör Özden Anayasa Mahkemesi Başkanı iken konuştuğunda, o düşüncelerin kendi kurumu tarafından paylaşıldığının bilincindeydi.
Bu nedenledir ki, sözleri, bir bütün olarak yargı kurumuna da, hukuk devletine de, demokrasimize de güç katmıştı.

Sami Selçuk’un sadece dinciler ve 2. cumhuriyetçiler tarafından alkışlanan konuşması ise neye güç kattı bilmiyorum. Ama korkarım ki, içinde ciddi tartışma yarattığı yargı erkine güç katmadı!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın