Yazı Hakkında

Başlık:Bir Örnek Olay!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:07 Haziran 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Örnek Olay!

Olay önce gazetelerde yer almıştı.

Ben yurtdışında iken TV’lere de yeniden ve benim ismim öne çıkarılarak konu olmuş. Neredeyse kime rastlasam ondan söz ediyor.

Bazı ayrıntılara girmem ve bu “örnek olay”dan kimsenin çıkarmadığı bazı sonuçlara dikkati çekmem gerektiğini düşündüm.

★ ★★

Olayın başlangıcı, iki yıl kadar önceye gider.

İstanbul Beşiktaş Belediyesi’nden bir yetkili, bir arkadaşımı aramış:

“- Ahmet Taner Kışlalı adına telefon etmişler. ‘Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği’ ve ‘Kemalizm Laiklik ve Demokrasi’ adlı kitaplarını bağış karşılığı,
yüksek fiyata satmayı önermişler. Amaç da Kemalist yayınları yayan bir kuruluşa yardım etmekmiş. ..Biz kuşkulandık. Acaba Kışlalının gerçekten de Haberi var mı?’

Arkadaşım “hiç sanmadığını” söyledikten sonra beni buldu.. Önce şaşırdım, sonra da şaşkınlığım kızgınlığa dönüştü. Çünkü olayların arkası çorap söküğü gibi gelmeye başladı.

‘‘Ben Ahmet Taner Kışlalı’yım” diyen bir ses, ENKA’nın sahibi Tarık Şara’yı bile aramış… Birçok özel kurum ve kuruluş, ayrıca bazı belediyeler, kitabımı üzerindeki fiyatın on katını ödeyerek almışlar.

Niçin?

Kemalist bir örgüte yardım etmek için!

Hukukçu arkadaşlara başvurdum. Bazı araştırmaların sonucunda bir telefon numarası ele geçirdim. Giderek bir emekli doktor generalin de adı işe karıştı.
Ama çabalarım sonuç vermedi.

Çaresizlikten, önce bu köşedeki bir yazımın altına “açıklama” koydum. Sonra onu da yeterli görmeyerek: gene gazetemde bir “ilan” yayımlattım. Söz konusu girişimlerin bilgim ve ilgim dışı olduğunu bir kez daha vurguladım.

Artık sahtecilerin vazgeçtiklerini düşünüyordum… Tam olayı unutmaya başlamıştım ki, yeniden telefonlar gelir oldu.

Şebeke, ağını bu kez Ankara’da kurmuşa benziyordu.

Kuşkulanmayanlar “yardım”ı – Atatürk aşkına- yapıyorlardı. Kuşkulananlar ise emin olmak için beni aramak gereğini duyuyorlardı.

Sonun başlangıcı, Bayındır Holding’den gelen bir telefondu. “Ben Ahmet Taner Kışlalı’yım” diyen birisi onlara da başvurmuştu. Olayın geçmişe uzanan bir sahtecilik olduğunu söyledim ‘Polise başvursak şikâyetçi olur musunuz?” dediler..

Ve beni mutlu, kamuoyunu da uzun sure meşgul eden olay gerçekleşti.

Birkaç kitap karşılığı yüz milyonlarca lirayı almak için gelen bayan, gözetim altına alındı. Selçuk Parsadan ismi manşetlere çıktı.. Çorap söküğü surdu..

★ ★★

“Şebeke’, benim gibi başka isimleri de kullanmış.

Necdet Öztorun Paşa’yı, Toplu Konut’un başkanı Yiğit Gülöksüz ‘ü… Ama en çok da benim adımı kullanmış.

Niçin?

Ben. ismi belleklerde taze emekli bir kuvvet komutanı değilim.. Çok önemli bir kamu kuruluşunu da yönetmiyorum…

Bakanlığım çok gerilerde kaldı… Şu anda, ben de “yönetilenler” kesiminden, yetkisiz bir yurttaştan başka bir şey değilim…

Öyleyse niçin benim adım?

Üstelik son olayda olduğu gibi birçok olayda da satılan ya da satılmak istenen de benim kitaplarım değil. Atatürk’ün ‘Söylev’i falan…

Dernek ki, insanları kesenin ağzını açmaya iten asıl neden, Atatürk adı… Kemalizm… Atatürk’ün bu topluma kazandırdıklarını yitirme tehlikesinin doğmuş olması..

Evet, insanlar özveride bulunmaya hazır! Ve ADD’ler ile ÇYDD’lerin “Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütleri” olarak tüm yurdu bir ağ gibi kucaklamakta oluşu bir rastlantı değil!

İşte benim de adımın karıştırıldığı Parsadan olayından çıkarılması gereken -ama kimsenin de üzerinde durmadığı- asıl sonuç bu!

Bu sonuçtan gereken dersleri çıkarmak da Atatürkçü Düşünce ve Çağdaş Yaşamı Destekleme derneklerinin sayın yöneticilerine düşüyor.

Bu patlama hızı ile büyüyen ADD’nin hâlâ bir genel merkez binası, yeterli bir mekânı yok.. Çok yararlı toplumsal çalışmalar yapan ÇYDD İstanbul’da bir öğrenci yurdu kurma tasarısını hâlâ gerçekleştirebilmiş değil.

Sahtecilerin yaptıklarını inançlı, özverili insanların “onurla” yapmaları çok mu zor?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: