Yazı Hakkında

Başlık:Bir Yürekli Ses
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:04 Haziran 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bir Yürekli Ses

Olay Hasanoğlan’da geçti.. Hani Köy Enstitüleri’nin simgesi olmuş olan Hasanoğlan’da.

Sanata Sevgi Demeği bir konser düzenlemişti. Devlet Operası Orkestrası ve solistleri, sevilen şarkılar söyleyeceklerdi. Konser için açıkhava tiyatrosu büyük zorluklarla alınabilmişti. Halktan yaklaşık iki bin kişilik bir topluluk vardı.

Ama asıl amaç, öğrencilere, ülkenin geleceği olan gençlere seslenmekti.

Ve birden, inanılmayacak bir şey oldu. Hoparlörlerden yükselen gestapo tonlu bir ses, öğrencilerin konsere katılmasını yasakladı… Herkes dehşet içinde donup kalmıştı ki 73 yaşındaki genç bir adamın sahneye fırlayıp haykırdığı görüldü:

‘Behey adamlar!.. Artık güzel seslerden de mi korkuyorsunuz? Hazret-i Muhammed’in Kuran’ı Kerim’in güzel seslerle “tilavet edilmesi’ sözünü de mi unuttunuz?”

Her zaman orkestrayı yöneten çubuğu tutan elini kaldırdı ve ekledi:

“- Biliniz ki güzele karşı aldığınız bu tavrın karanlığı sizi boğacaktır!”

Bu gür ses, Orkestra Şefi Hikmet Şimşek’in sesiydi.

★★★

Geçenlerde New York Times gazetesinde, Sayın Şimşek’in fotoğrafının da yer aldığı bir uzun yazı yayımlandı: “Klasik Müzik Apolitik mi? Türkiye de Değil…”

Yazı şu satırlarla başlıyordu:

“Türk maestro Hikmet Şimşek, geçenlerde Devlet Opera Binası’nda, Ahmed Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu için çubuğu kaldırdığında, sadece müzikal değil, aynı zamanda siyasal bir açıklama da yapmış oluyordu.”

Yazının sahibi Stephen Kinzer’e göre; Yunus Emre Oratoryosu 74 yıllık cumhuriyet tarihinde bestelenmiş en iyi klasik müzik parçasıydı. Bestelenmesinin üzerinden sadece yarım yüzyıllık bir süre geçmiş olmasına karşın, “tarihsel” bir anlam kazanmıştı. Çünkü dinsel hoşgörüyü ve mezhepler arasında ayrım gözetmemeyi yansıtıyordu.

Ve yazı şöyle devam ediyordu:

“Çoğunlukla siyaset dışı olarak düşünülen klasik müzik, burada alışık olmadığımız bir rol üstleniyor. Klasik müzik, Türkiye’nin daha az çoğulcu ve daha dinsel bir yaşam biçimine girmek istemeyenler için bir simge oldu… Ankara Operası, Yunus Emre Oratoryosu’nu repertuvarına almamıştı. Ama laikliğe yönelik tehditler artınca, repertuvara alındı.”

★★★

2000’e sadece üç kalmış.

Siyasal iktidar çağdaşlığa düşman olanların elinde… Kültür Bakanı sanata düşman, sanatçıya düşman.., İlkellik ‘resmi politika” olmuş.

Bir iktidar partisi milletvekili, “Ben senfoni dinleyecek kadar alçalmadım” diye böbürleniyor… Bu sözü söylerken ne kadar alçaldığını anlayabilecek kadar bile düzeyi yok.

Sanatın içine tükürenler. Baleyi belden aşağı sayanlar. Çoksesli müziği “gâvur müziği” sayanlar… Kıçlar baş olmuş. Her taraftan pis kokular yükseliyor.

Ve Yunus Emre Oratoryosu’nun Birleşmiş Milletler’de seslendirilmesiyle Türkiye’ye büyük saygınlık kazandıran Adnan Saygun’un isyanını anımsıyorum:

“- Ne demek Türk sanat müziği? Benim yaptığım müzik Türk mü değil, sanat mı değil?”

Bu ulus Saygun’ları ile Aziz Nesin’leri ile Yaşar Kemal’leri ile yüceldi, onurlandı… Şimdi Hacı-Bacı çıkar ve suç ortaklığının ilkelleri ile utanıyor.

Humeyni dönemiydi. İran Azerbaycanı’ndan gelen bir öğrencim sınıfta dert yanmıştı:

– Bizlerin artık İran’da yaşaması olanaksız. Eğlenmek bile yasak… Televizyonu açtığınızda karşınızda ya İmam ‘ı (yani Humeyni’yi) görüyorsunuz ya da Kuran okuyan birisini…

Sanatı sevmeyen, müziği sevmeyen, insanı da sevmiyor demektir.

Öğrencilere müzik dinlemeyi yasaklayan ses, korkaktır… Çağdaş olan her şeyden korkmaktadır. İnsanı -hangi toplumda olursa olsun- insan yapan ortak değerlerden korkmaktadır. Sevgiden korkmaktadır.

Onların susması için bizim sesimizi yükseltmemiz yeter.

Onlar ancak karanlıkta yaşayabilen yarasalar gibidir… Ve aydınlıklar her zaman karanlıklardan daha güçlüdür.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın