Yazı Hakkında

Başlık:Biraz Sağduyu, Biraz Solduyu!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:08 Aralık 1995 Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Biraz Sağduyu,
Biraz da Solduyu!

Siyaset niçin bu kadar yozlaştı?

Önce “solduyu” olmadığı için… Partiler “demokratik”
yapılı olmaktan çıkıp, “lider partileri ” haline geldikleri için!

Sonra da “sağduyu” olmadığı için… Önderler “tekseçicilik” konumlarını, genellikle “kötü” kullandıkları için!

Partiler – “gerçek üye”lere dayalı- “gerçek partiler”olsaydı… Genel merkezlere ayrılmış bir “kontenjan” dışında; tüm üyelerin katıldıkları “önseçim”ler yapılsaydı… Aday listeleri bu ölçüde fırtına koparabilir miydi?

Önderler, tabanlarına -ve dolayısıyla ideolojilerine- yeterince saygı duysalardı… Kendilerinin ya da dar çevrelerinin eğilimlerini, nesnel ölçütlerin önüne geçirmeselerdi. Aday listelerini oluştururken, bu ölçüde tepki yaratacak
yanlışlar yapabilirler miydi?

★★★

Yozlaşmış Türk siyasal yaşamına, “Çok partili değil, çok liderli demokrasi” diyenler haksız değil!

Herkesin “birinci parti” olmasından korktuğu tek parti, Refah Partisi… “Lider partisi” olmayan, listelerin kişinin eğilimlerine göre düzenlenmediği, ideolojinin önderin de önünde olduğu tek parti de, yine Refah Partisi…

Rastlantı mı?

Hiç sanmıyorum!

Laikliği ve demokrasiyi koruyabileceklerine hiç inanmadığım ANAP’ı, DYP’yi ve onları önderlerini bir kenara bırakın… Yapıları da önderlerinin yaklaşımları da güven vermiyor. (Çiller,iktidarında “imam okulu” rekorlarını kırdı. Yılmaz‘ın adamları ise, tüm yerel yönetimlerde, RP’nin laiklik karşıtı tüm girişimlerinin baş destekçisi oldu.)

Peki Ecevit ve Baykal’a ne demeli?

Sol demek, halka, kitlelere güvenmek demektir… Öyleyse demokratik önseçimlerden niçin kaçtılar? Kitlelere güvenmedikleri için mi? Yoksa örgütlerinin o kitleleri temsil ettiğine güvenmedikleri için mi?

Kitleye güvenmeyen -bırakın solculuğu- demokrat bile
olamaz… Kitleye güvendiği halde örgütüne güvenmemenin ise anlamı açıktır . Çünkü gerek Ecevit gerekse Baykal, o örgütlerin oluşumundaki tüm sorumluluğu sırtlarında taşımaktadırlar.

Örgütlerini sağlıklı oluşturamadılarsa, kusurludurlar.
Yok eğer, sağlıklı oluşturduktan halde “devre dışı” bırakıyorlarsa, suçludurlar!

CHP zaten ideolojik tutarlılıktan yoksun… Ama ideolojik doğrultusunu genelde paylaştığım Sayın Ecevit’in, –Bir-git‘leri Solak’lan harcarken- partisinin ideolojik çizgisiyle bağdaşmayan bazı isimleri, son dakikada aralara sıkıştırmasının sorumlusu kimdir?

★★★

Aristo, “Az miktardaki su çok miktardaki sudan dana çabuk bozulur” diyor.

Önce kitleyi delegelere, sonra da delegeleri merkez kurullarına indirgedik. Şimdi de sıra, kurulları tek kişinin keyfine indirgemeye geldi.

Türkiye’de, partisinin milletvekillerini tek tek seçme yolunu, rahmetli Özal açmıştı. Ama sağcıların O’nun yolunu izlemesini anlıyorum da, “solcuyum ” diyenleri anlayamıyorum.

Öyleyse niçin, yine de “Ya DSP ya CHP” diyorum? (Sayın Doğu Perinçek de, bana bu soruyu soruyordu. )

Çünkü, onlardan başkasına verilecek oyların -kısa dönemde-hiçbir olumlu sonuç yaratacağına inanmıyorum…
Ortada laiklik karşıtı “ciddi” bir tehlike var. Askerlikteki bir
kural gereği de; en yakın tehlike en büyük tehlikedir!

★★★

Geçmişte, M. Ali Aybar‘ın TİP’ine oy verdiğim dönemler oldu. Çünkü “daha hakça” bir düzen istiyordum. Çünkü, Türkiye’nin yeniden karanlıklara çekilmesi olasılığı yoktu. Ve çünkü, verdiğim oyun boşa gitmeyeceğini biliyordum…

Bugün ise, ana erek “demokrasiyi korumak “tır.

Ve de, demokrasinin “olmazsa olmaz koşulu” olan laikliği!

Bunun ıçm de, oylan dağıtmamak zorundayız… Hatta
-yapabildiğimiz ölçüde- iki seçeneği de “tek’ e indirmek
zorundayız!

Elbette ki, Doğu Perinçek’e de Sadun Aren ‘e de çok
saygı duyuyorum Elbette ki, DSP ve CHP dışı solun güçlenmesinin, onları “hizaya getirme “ye katkı yapacağını da biliyorum.

Ama, rahmetli bir dostumun dediği gibi… Gönlümüzün
çektiğini değil, gücümüzün yettiğini yapmak durumunda
olduğumuzu da unutamıyorum!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın