Yazı Hakkında

Başlık:Bitti mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:03 Ağustos 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Bitti mi?

Sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim Meclis’ten geçince iş bitecek mi?

Hayır, başlayacak!

Sekiz yıl olayı, aysbergin su üstündeki küçük bir parçasıdır. “Olmazsa olmaz” bir başlangıçtır. Ama Türkiye’nin yarını demek olan bir yaşamsal sorunun çözümü değildir.

Sekiz yılı Meclis’ten geçirdiğinizde; “Milli İhanet Eğitimi Bakanlığı” birden Milli Eğitim Bakanlığı’na mı dönüşecek?

Derslerde cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı aşılayan öğretmenler, birdenbire “hidayet”e mi
erecekler? “Sizin öğrencileriniz yarışmadan önce aptes almadıktan için kaybettiler” diyen yöneticiler şapkalarını alıp gidecekler mi?

Erkek eli sıkmayan ya da karşı cinsten birisinin eli değdi diye yoklama kâğıdını bile imzalamayan yeniyetme’ eğiticiler buhar olup uçacaklar mı?

Asıl önemli olan dersin adı değildir.

Önemli olan o dersi kimin verdiğidir. Ve o derste neler anlatıldığıdır.

★★★

Köy Enstitüleri bir mucizenin adı idi.

Sığırtmaç ya da ırgat olarak yitip gidecek köylü çocuklarından, 18 bin pırıl pırıl, hâlâ ışıldayan aydınlar yarattı… Çağdaş, yaratıcı, özgür, yurtsever… Kemalist!

Onlar kapatıldı, imam okulları açıldı.

Dar gelirli ailelerin yetenekli çocuklarını “devşirme “işini dinci vakıf ve dernekler üstlenmeye başlandı. “Temel eğitim” tarikat yurtlarında verilir oldu.

Başları kapatılan, tornadan geçirilen gençler yönlendirildi.

Eğitim fakültelerinin “sınıf öğretmenliği” bölümlerine… SBF’nin “kamu yönetimi’ne… Ve sonunda polise.

Öğretmen oldular… öğrencileri kendi kafalarına göre biçimlendirdiler.

Okullara yönetici oldular… Çağdaş kafalı öğretmenleri sindirdiler.

Kaymakam, savcı, yargıç oldular… Yasalarla çatışsa bile, kendi dünya görüşlerine hoşgörü, karşıtlarına engeller getirdiler.

Ve polis oldular… Görevlerini yapan kameramanları, gazetecileri hastanelik ettikten sonra ifade verdiler:

– Sekiz yıllık kesintisiz temel eğitime karşı gösteri yapanları niçin dağıtayım? Onlar da bizim gibi düşünen analarımız, babalanma, kardeşlerimiz…

Hiçbiri suçlu değil!

Suçlu olan devlet!

İnsanı nasıl eğitirseniz öyle olur. Hıristiyan çocuklarından “İslamın kılıcı” Yeniçeri’yi yaratan
“eğitim” değil de nedir?

Ve kendi eliyle kendine düşman kuşaklar yetiştiren tek devlet de herhalde bizim devletimizdir.

★★★

Ne yapmalı?

* Eğitim ordusu içinde -her şeye karşın- hâlâ büyük çoğunlukta olan çağdaş kafalı öğretmenleri yeniden yüreklendirmeli. Tüm yönetici konumlara onları getirmeli.

* Derslerde cumhuriyet düşmanlığı yapanlar meslekten uzaklaştırılmalı. Başka görevlere kaydırılmalı.

* Köy Enstitüleri’nin işlevini iki binli yıllara taşıyacak “yatılı bölge okulları” açılmalı.

* İmam okullarını “ayrıcalıklı” olmaktan çıkarmalı. Araç-gereç ve öğretmen açısından yapılan
kayırmaların yarattığı dengesizlik giderilmeli.

* Meslek liselerini bitirenler, ancak üniversitelerin kendi dallarındaki fakülte ve yüksekokullarına başvurabilmeli. İmam lisesini bitiren, ancak ilahiyat fakültesine gidebilmeli.

* Ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkez örgütü, cumhuriyet düşmanlarından temizlenmeli.

★★★

Tüm bunları yapmak kolay mı?

Hayır, zor… Hatta çok zor!

Ama bunları yapmak zorunlu!

Türkiye’nin çağı yakalayabilmesi de… Günün birinde bir iç savaş ortamının doğmaması da…
Hep bunlara bağlı.

Sevdiğim bir söz vardır.

– Küçük adamlarla büyük işler başarılamaz!

Ve insanlar, büyük sorunlarla savaşırken büyürler. Ne şiş yansın ne kebap hesaplarına girdiklerinde ise küçülürler.

Sayın Başbakan iddialı ve çok net konuştu:

– Eğitim sistemimiz artık cumhuriyet düşmanı yetiştirmeyecektir!

Çok güzel!

Ama bunun gereğini kendisinden, Ecevit’ten ve Milli Eğitim Bakanı’ndan beklemek de artık bizim için bir haktır.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: