Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Burkay, Anten ve ‘Çuvalını Seçmek’.. .

Yazı Hakkında

Başlık:Burkay, Anten ve ‘Çuvalını Seçmek’.. .
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:25 Ağustos 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Burkay, Anten ve ‘Çuvalını Seçmek’…

Şu sözler, rahmetli Musa Anter’e ait:

“Ne demek bölünmek? Ben İzmir’i kime bırakıp gideceğim? Benim orada Kürt olarak sermayem var. Amcam var, bacım var, yeğenim var. kardeşim var ”

Şu sözler de Sayın Kemal Burkay’ın:

“- Diyelim ki bağımsızlığınızı ilan ettiniz. Dış dünya ile hiç ilişki kurmayacak mısınız? Yolunuz nereden geçecek? Çevreniz düşmanla çevrili: İran ve Türkiye. Ne kara ne deniz yoluyla hiçbir bağlantınız yok. Pasaport verdiğiniz kişi, hangi yoldan dışarı gidip gelecek?”

Kürt kökenli bu iki aydın, bölünmeye karşı.

Ama ‘siyasal eşitlik’ istiyorlar. Burkay’ın siyasal çözüm önerisini, birçok -aynı etnik kökenli- okumuştan dinleyebilirsiniz.

Türkiye iki ‘federe devlet’e ayrılacak. Kurt tarafında Kürtçe, Türk tarafında Türkçe ‘resmi dil’ olacak. Türk tarafında kalan Kürtler için Kürtçe eğitim yapan kurumlar oluşturulacak. Diğer tarafta yaşamlarını sürdürmek isteyen Türkler için de Türkçe eğitim yapan kurumlar…

Ve ‘kardeşçe’ mutlu bir ‘beraberlik’ sürüp gidecek(!)

Bu bakış açısını en uç noktasına kadar götüren bir Yugoslavya deneyimini yaşamamış olsak, ‘acaba’ diyebilirdik..

★★★

‘Sorun’un çözümü için dört farklı yaklaşım olabilir. Ve bir beşincisi de olamaz..

-Birincisi; Güneydoğu’daki bazı illerimizin bağımsız bir devlet oluşturmak amacıyla Türkiye’den ayrılmasıdır.

Böyle bir durumda, diğer yörelerde oturan Kürt kökenlilerin yurttaşlıktan çıkarılmaları ve sınır dışı edilmeleri için büyük bir kamuoyu baskısı olacağı açıktır.

İkincisi; gene aynı topraklar üzerinde bir ‘federe devlet’ kurulmasıdır.

Yukarıdaki baskılar gene yapılacaktır. Zengin-sanayileşmiş yörelerden oraya kaynak aktarılmasına ‘şiddetle’ karşı çıkılacaktır. TBMM ve hükümetteki ‘Kürt kökenli’lerin oranı ‘çok’ düşecektir.

Yasalar izin verse bile; Türk tarafındaki ‘Kürt’lere karşı, giderek artan boyutlarda bir ‘ayrımcılık’ uygulanacaktır..

Üçüncüsü, toprakların ‘siyasal ayrımı’ söz konusu olmadan, Türkiye’deki ‘Kürt’ kökenli olanlara özel haklar tanınmasıdır. Örneğin, eğitimin Kürtçe yapıldığı okulların açılmasına olanak verilmesidir. Tıpkı, İstanbul’daki Rum okulları gibi..

Bunun bir tur azınlık konumu olacağı açıktır. ‘Kürt’lerin kültürel açıdan ‘tüm’ hakları ve olanakları olacaktır. Ama kamu ve özel kesimde yükselebilmeleri, yönetici konumlara gelebilmeleri çok zorlaşacaktır.

İnsanlar bakkalını, doktorunu, avukatını, partisini, belediye başkanını seçerken ‘biz ve onlar’ ayrımı yapmaya başlayacaktır.

★★★

Dördüncü yaklaşıma gelince..

Bu, Türkiye toprakları üzerinde yasayan herkesin, kökenine bakılmaksızın ‘aynı’ haklara sahip olmasıdır.
‘Kültürel kimlik’ üzerindeki baskıların tamamen kaldırılmasıdır.

‘Yerel hizmetler’deki yetki ve sorumluluğun, ‘seçilmiş’ organlara bırakılmasıdır. (Bu modelde ‘vali’ ve benzeri ‘merkezi hükümet temsilcileri’nin yetkileri elbette ki sınırlı olacaktır. O ‘sınırı’da toplumun ‘ortak çıkarı’ ve ‘eşgüdüm’ belirleyecektir.)

Bu yaklaşım içinde; isteyen Lazca, isteyen Boşnakça, isteyen Zazaca, isteyen Kırmançı, isteyen Soranı yayın yapabilir. İsteyen, istediği dili öğretmek için ‘kurs’ açabilir.

Ama bunları ‘devlet’ yapamaz.

Çünkü devlet, toplumu oluşturan kültürel mozaik içinde ayrım yapamaz. Birisinin sayısı daha fazla ve şiddete başvuruyor diye, ona ‘ayrıcalık’ tanıyamaz.

Üstelik ‘Kürtçe’ye ayrıcalık tanımaya kalksa; “Hangi Kürtçe” sorusu gündeme gelecek Japon dilbilimci Goichi Kojima’nin araştırmasına göre. Türkiye’de ‘anadili’ Kırmançi ya da Zazaca olanlar arasında, birbirlerini anlamayan en az bir düzine kadar grup var!..

Ama ‘kültürel baskı’ların kalkması, etnik terörün ruhsal temellerini yok etmek açısından çok önemli. Ergenlik çağındaki en önemli sorunlardan birisi, ben kimim sorusundan kaynaklanıyor. Genç insan bunun yanıtını vermekte zorlanınca bunalıma giriyor..

(Eğer bugün Almanya’daki Türkler arasında ‘köktendinci’ yada sadece ‘dinci’ akımlar uygun bir zemin bulabiliyorsa; bunun nedeni, kültürel kimlik üzerindeki ‘toplumsal’ baskılardır.)

★★★

Alain “Herkes kendi torbasını seçer” diyor.

Ve o torbanın içinde ne varsa, ona ‘razı’ olur. Olmak zorundadır.

Sen şu torbayı alıyorum; ama içinden beğenmediklerimi atıp, öteki torbalardan da bazı şeyleri koymak istiyorum” diyemezsiniz..

Ya o. ya ötekisi..

Herkes seçimini ‘gerçekçi’ yapmalı. Ve sonuçlarına da katlanmalı!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: