Yazı Hakkında

Başlık:“Büyük Dilsiz” Konuşuyor!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:23 Nisan 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

“Büyük Dilsiz” Konuşuyor!

Fransızlar orduya “büyük dilsiz” derler… Çünkü duyar, görür, ama konuşmaz. Ulusal gücü temsil ettiği için, iç siyasete girip taraf olmak istemez.

Bizde de bu gelenek uzun süre korundu.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, ordu, ülkeyi yönetenlerden farklı düşünmediği için korundu. Daha sonraları da alışkanlıktan…

Ve sustu sustu, patlama noktasına gelince darbe yaptı.

Şimdi artık susmuyor. Çünkü konuşması gerekenler konuşmuyor… Çünkü sorunu darbe yapmadan çözmek istiyor!

Hangisi daha iyi?

Şu sözler Erbakan’a ait:

“Refah, Islami cihat ordusudur. Cihat eden Müslüman, alimden de şeyhten de daha üstündür. . Bir emir seçip ona itaat edip, orduyu oluşturmak ilk farzdır. Sen gözünle emir’in günah işlediğini görsen bile, ona itaat edeceksin… Biz
Kurani hâkim kılmaya gideceğiz. Hepimiz Refahçı olmaya mecburuz. Çünkü cihat ediyoruz. Refahçı olmadan Müslüman olmak mümkün değildir.”

Ve devam ediyor:

“Şuurla Refah ‘a çalışan cennete gidiyor. Neden? Çünkü Refah demek. Kuran nizamını hâkim kılmak demektir.”

Bunlar söylenmiş… Ve yargı susmuş.

Erbakan, bu sözlerin devamını Arap Al-Anbaa
gazetesine söylemiş… Ve yargı susmuş.

Sincan’da Kudüs Gecesi’nde aynı düşünceler savunulmuş… Ve yargı susmuş

Amasya’da, Erzurum’da bir tiyatro, orduyu
“Kuran’ı kaldırmayı amaçlamakla” suçlamış.
Halkı orduya karşı silahlı mücadeleye, Kuran için
ölmeye çağırmış… Ve yargı susmuş.

Savcılar, yargıçlar görevlerini yapmamışlar Valiler, kaymakamlar görevlerini yapmamışlar. Hükümet görevini yapmamış. Üç buçuk oy peşindeki küçük siyaset adamları görevlerini yapmamışlar… Susmuşlar.

Sincan’da tanklar konuşunca, devlet de harekete geçmiş.

Ordu sesini yükseltince… Vargı Al-Anbaa’nın
muhabirini arayıp, yıllar öncesinin “artık silinmiş”
olan konuşma bandını istemek lütfunda bulunmuş…

★★★

Bir general çıkıyor. Başbakanı ve temsil ettiği
kafayı ağır bir şekilde eleştiriyor. 13 yıldır PKK ile
yaptığı savaşımı, şeriatçılara karşı da yürüteceğini söylüyor… Refahlı bakanlar, “hakkında işlem yapılmasını” istiyorlar.

Ve ordudan -en aptallarının bile yanlış anlayamayacağı kadar- açık bir yanıt geliyor:

– Hiçbir işlem yapmayacağız… Çünkü hepimiz
aynı görüşleri paylaşıyoruz!

Buyurun!

Kantarın ölçüsü kaçmış bir kere… Görevlerini
yapmamış, yürürlükteki yasaları uygulamamış,
kendi varlık nedenlerini gene kendi elleriyle yıkmış olanlar şimdi ne diyebilirler? Meclis’te birbirlerinin suçlarını örtbas etmek için parmak kaldıranlar ne diyebilirler?

“Biz siviliz, istediğimizi yaparız. Siz askersiniz,
o nedenle yapamazsınız” mı?

Türkiye bir yol ayrımında!

Ya din devletini seçecek, ya laik cumhuriyeti…
Ve de yaptığı seçimin gereklerini yerine getirecek

“Biraz ondan biraz da ötekinden” aymazlığını, aptallığını ya da hainliğini sürdürmenin olanağı kalmadı…

★ ★★

Ordu bir zamanlar susuyor, susuyor ve bardak
taşınca da darbe yapıyordu. Artık susmaması,
darbe olmayacağı anlamına mı geliyor?

Hayır!

Sadece ordunun darbe yapmadan sorunu
çözmek için çaba gösterdiği anlamına geliyor.

O sert çıkışların bir işlevi, kendi içindeki gerilimi azaltmak… “Denetim dışı” patlamayı önlemek… (Tıpkı güvenlik kapakçıklarının buhar kazanının patlamasını önlediği gibi.)

İkinci işlevi ise uyan… Ve giderek “son uyarı”!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın