Yazı Hakkında

Başlık:‘Büyük Dilsiz’ Konuşuyor
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:12 Ocak 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

‘Büyük Dilsiz’ Konuşuyor

Fransızlar orduya ‘le grand muet’ derler. Yani ‘büyük dilsiz.’

Geleneksel ordu: büyüktü, güçlüydü, ama konuşmazdı.

Ordunun ne düşündüğü genellikle dolaylı yollardan duyurulurdu. Sık sık da yumuşatılarak ve üstü kapalı olarak…

Bu tutumun nedeni ise belliydi.

Ordu yıpranmamalı, güncel siyasetin üzerinde kalmalı. Ulusal bütünlüğün simgesi konumunu korumalıydı

Oysa günceli siyasete karışan bir ordu, kaçınılmaz olarak ‘taraf’ durumuna düşerdi. ‘Tartışılır” olurdu.

Tıpkı darbelerde olduğu gibi. Tıpkı, dolaylı askeri müdahale dönemlerinde olduğu gibi..

Ve ‘büyük dilsiz’ eleştirilmezdi. Tartışmaların dışında tutulmaya özen gösterilirdi.

Hele Türkiye’de Eski askerler bile, ordu ile ilgili en ufak bir ima da bulunmaktan kaçınırlardı.

Hızla değişen bir dünyada ordu değişmeden kalabilir mi?

Herkes konuşurken ordu, ‘dilsiz’liğini koruyabilir mi?

Ordu artık konuşuyor.

Üstelik sadece sivilleri değil, kendi kendisini de eleştiriyor. Ve bu eleştiriyi toplumdan saklamak gereğini duymuyor.

Orduyu temsil eden kişilerin, güncel tartışmalara sinirli bir anlatımla katılmaları yanlış. Yakınlarının, toplumsal konumlarının sorumluluğunu duymadan davranmaları da yanlış.

Ama Jandarma Genel Komutanlığı’nda oluşturulan Denetleme Kurulunun raporunun, halktan gizlenmemesi çok ‘doğru.’

Hatalarını, eksiklerini bilen kurum ‘umut’ verir. Güven verir.

‘Özeleştiri’, aynı zamanda kendine güvenin bir göstergesidir kendini eleştirebilen, başkalarının kendini eleştirmesini zorlaştırmış olur.

Güneydoğu sorunu Türkiye için yaşamsal öneme sahip.

Oysa terör sorununu çözmeden Güneydoğu sorununu çözmeye olanak yok. Terör sorununun çözümü ise öncelikle silahlı mücadelenin caydırıcılığına bağlı.

Jandarma’nın Güneydoğu raporu, silahlı mücadele açısından şu gerçeklerin altını çiziyor.

– Birliklerin karargah ve merkezlerinde bulunan ‘rütbeli’ personel sorunları tam olarak bilmiyor. Düşük rütbeli birlik ve karakol komutanları ise bölge koşullarına göre yeterince eğitilmemişler

– Karakollar tamamen savunmada kalıyorlar ve bu nedenle, çevreyle ilgili gerekli ‘duyumlar’ alınamıyor Bazı karakollarda görev yapanlar, aileleriyle bağlantı kurmak olanağına bile sahip değiller.

– Haberleşme güvenliğine yeterince uyulmuyor. Keşif ve gözetleme çalışmaları ise yetersiz. Karakol baskınları ancak silah seslerinin duyulmasıyla anlaşılıyor.

– Destek silahlarını kullananların eğitimi yetersiz. Birçok birlik de güç yetersizliğini bahane ederek operasyona çıkmıyor.

– Komando birlikleri, amaçlarına uygun olarak kullanılmıyorlar. Bölünerek, yol ve karakol güvenliğinde görevlendiriliyorlar…

Basında yer alan bu raporda, başka eksiklik ve aksaklıklar da yer almış. Öneriler getirilmiş.

‘Tanı’ tedavinin yarısı demektir. Gerek raporun varlığı gerekse kamuoyundan gizlenmemesi, güven veriyor.

Yaşlı bir Moğol bilge kişisi Cengiz Han’a şöyle demiş:

“-Bütün fetihlerinizi at üstünde yaptınız ama ayağınızı yere basmadan oraları yönetebilir misiniz?”

“Süngülerle her şey yapılabilir, ama üzerine oturulamaz!” sözü de bir ünlü askere ait.

Çağdaş mühendislik, tıp ve veterinerlik eğitimini Osmanlı toplumuna ilk kez askerler getirdi. Bunun gereği olarak yabancı dil eğitimi de askerler aracılığıyla topluma girdi. Mehter takımının yerine askeri bando kurulurken çoksesli müzik kültür yaşamımızda yerini almış oldu.

İlk Osmanlı ressamlarının tümüne yakını, Batı Avrupa’da haritacılık öğrenimi gören subaylar ve bu arada paşalardı.

Asker başarılı olmak için gerçekçi olmak zorundadır. Bilime ve de ‘demokrasi’ye saygılı olmadan, çağdaş anlamda gerçekçilik olanaklı mı?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın